6
‘Pembe de hanım ne bakarsın saraydan?
Kötü bizsek ko çıkalım aradan.’
Karanlık geceye solgun aydınlık veren lapa lapa bir kar yağıyordu.
Kar tanelerini riri iri, beyaz tohumlar halinde karanlığa savuran öfkeli bir rüzgar, pencerenin kanatlarına kanatlarına, camlarına camlarına saldırıyordu. Duvardaki çiviye asılı beş numara gaz lambasının alevi, olduğu yerde pırpırlıyor, alçalıyor, yükseliyor, kısılıyor, açılıyor, dibinde bıraktığı karanlığı büyültüp küçültüyor, lambanın soluk ışığını emmeye çalışan uzak duvarlar, koyu maviden kör siyaha dönüşüyordu. Köşedeki üç ayaklı, yuvarlar ve küçük sac sobada ışık yoktu. Yeni binanın soğuk odasında, soba duvarlardan, duvarlar sobadan sıcak dileniyorlardı. Sıcak… Bir parça sıcak… Bir dilim sıcak… Allah rızası için sıcak…
Ardarda konuşma, ara vermeden;
Ellere akıldan noksan olursun.
Dersen çok kısa de, çok uzatmadan,
İnsanın gözünde insan olursun.
Kusuru yüze de, arkada deme,
Bir tükenmiş kervanın
Yorgunluğu üstümde.
Bir son bulmuş sevdanın
Burukluğu dilimde.
Yandım, yandım, kavruldum,
Kadehim boşaldı, ağam,
Dolduruver şunu cümle sşıklar aşkına…
Elkızının hayali yine dikildi gözlerimin önüne,
Ben bu hayalin ardından
Gelebildim
Bugüne.
Çalıştım, ruhumu tanıyamadım,
Bir yanım yumuşak, pamuktan öte.
Bu nasıl bilmece, anlayamadım,
Bir yanım kaskatı kabuktan öte.
Bazan meleklerle konuşuyorum,
Açlıklara, susuzluklara alıştım,
Uykusuzluklara, yorgunluklara,
Çilelere, hüzünlere alıştım
Ama sensizliğe bir türlü alışamadım.
Resimlerini bile indirmek istedim duvarlarımdan,
Yapamadım.
Yine akşamlarla düştün aklıma,
Özledim bir yudum su gibi seni.
Yine hasret kaldım tatlı uykuma,
Özledim bir yudum su gibi seni.
Yine yaprağımda, dallarımdasın,
Duvarlarım büyüklüğünde pencereler açtım mekana,
Tavanım büyüklüğünde, döşemem büyüklüğünde,
Kapım-bacam büyüklüğünde,
Camsız-çerçevesiz, iri iri pencereler
Zaman seni benden esirgemesin diye,
Zira; ömrümden pek fazla bir şeyler kalmadı
Bu sabah rüzgarı sana hiçbir şey söylemiyor mu
Benden yana,
Bu ikindi yağmurları hiçbir şey söylemiyor mu,
Doğan ay, batan güneş,
her biri sana bir ayrı benzeyen bu bulutlar,
Çalakanat benden sana doğru uçan kuşlar,
Hoş geldin karasevdam,
Kapım, pencerelerim sana açık ta ardına kadar,
Yıllarca nasıl buyurdunsa öyle buyur,
Öyle bak rahatına,
Öyle eğlen, öyle emret kuluna,
Nasıl olsa, kurban etmişim bir kere ömrümü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!