Madem gidiyorsun, bakma geriye,
Arama yüzümde gözyaşlarımı.
Öylece dümdüz git, git ileriye,
Görmezlikten gelip telaşlarımı.
Görme, yansın kalbim, külhancasına,
Su değildir eski pınarların çam oluklarından akan,
karanlık rüzgarın sinesinde ağlayan su değildir;
gözyaşımdır tutup dizginleyemediğim,
akmasını bir türlü önleyemediğim,
kimseler için kıyamadığım bir damlasına,
kalmış senin yoluna
Aman mahzunlaşma; yüreğim kanar,
Sızlar ciğerlerim,
Gözlerim yaşarır,
Senin mutlu olabilmen için
Açar gönlüm ellerini Tanrı ‘ya
Yalvarır.
Yapraklar arasından süzüldü yine güneş,
huzmeler ağır ağır saçlarında geziyor.
Kapa da gözlerini renk içinde melekleş,
Zira bu güzel bahçe bir cennete benziyor.
Yuvarlak omuzların kalmış ışık içinde,
Saçının parıltısı
Sanki altın sarısı,
Sen bir ceylan yavrusu,
Ben su içtiğin ırmak.
Yüzün aydan alınmış,
Ne hale geldiğinden haberdar değilim yüreğimin,
Aklımın-fikrimin nerede olduğundan haberdar değilim;
Seleyi suya, varlığımı sele vermişim,
Selleri sellere katmışım,
Tufanlar içindeyim,
Ayak basacak yerim kalmamış yerler içinde,
Ne mektup gönder bana, ne de bir mektup bekle,
Acaba yıllar yılı çektiğim yetmedi mi?
Süsledim hayalini sırmalarla, ipekle,
En sonunda tükendim, hoşuna gitmedi mi?
Sana zorla bağlayıp eza ettim kalbime,
Yazık ki bahçeler bizsiz kalacak,
Güneş denizlere bizsiz doğacak,
Sular sahillere bizsiz vuracak,
Gel bu gün bitmeden, tükenmeden gel.
On onbeş yıl sonra kim bilir bizi?
15*
Nerden bilsin dertsiz olan derdimi?
Bilirim ki; elde böyle sancı yok.
Yaratan ‘dan gözetirim yardımı,
Kederi bildiren bir ilancı yok.
Düğüm Üstüne Düğüm
Kapsülün dışında yeni bir gün başlamıştı.
Güneş, ağaçların arasından yavaş yavaş yükselmeye koyulmuş, orman tüm canlılığıyla, tüm tazeliğiyle, tüm yeşilliğiyle ve tüm güzelliğiyle gözler önüne serilmişti. Herşey aşağı-yukarı bir önceki günü andırmaktaydı. Fakat görmesini bilen gözler için durum hiç de böyle değildi ve birbirini izleyen iki gün arasında çok büyük farklar vardı. Bunu en eksiksiz sezebilenlerden birinin Teğmen Vag Lom olduğu söylenebilirdi. Nitekim genç adam, kapsülün tam önünde durmuş, orman eteğinde gözalabildiğine uzanan çiçek tarlasını süzmekteydi. Teğmen Vag ‘a göre; bu tarla, bir gün önce gördüğü tarlaya asla benzemiyordu. Zira; insanı bir bakışta büyüleyen o eşsiz renk harmonisinden, güzellikleriyle insanın içini ürperten o yüzbinlerce çiçekten, birbirlerinden sınır sınır ayrılmış o öbek öbek sarılardan, mavilerden, kırmızılardan, yeşillerden, beyazlardan geriye bir tek iz bile kalmamıştı. Ormanın ayakları dibinde buyruk sürdüren tek renk yeşildi. Yeşil, yeşil, yeşil, sadece yeşil.
Genç adam kendisini yokladığında; Fotonist Kay Rem ‘in o katı fizikçiliğinden alabildiğine nefret ettiğini anladı. Her olayı fizik görüşlerle açıklamaya çalışmak, eşi-benzeri görülmemiş bir saçmalıktı. Doğada, ne oldukları, nasıl oldukları anlaşılamayan bazı gizli güçler de vardı, bunların yadsınması olanaksızdı ve insanoğlu onlara saygı duymalıydı. İnsanlar, açıklanamayan ve altında gizli güçler yattığı sanılan olaylardan hem tedirginlik duyup korkuyor, hem de bunlardan hoşlanıyordu. Alt yanı; bu bir heyecandı ve insanoğluna gerekliydi.
Astronot, daldığı bu düşüncelerden Fotonist Kay Rem ‘in sesiyle kurtuldu:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!