Uçurumlardan düşüp düşüp de ölmediğim,
Prmaklarımla aylara, yıldızlara dokunduğum,
Körpecik kuşlar gibi çalakanat uçtuğum,
Irmak olup aktığım,
Cinlerle, perilerle oturup kalktığım
Çocukluk düşlerim…
Doğan günü sevdiğim için seni sevmişim,
Sabahın serinliğini sevdiğim için,
Meyve yüklü dalların akarsulara eğilişini,
Ak köpüklü suların köprüler altından geçişini,
Balıkların bir görünüp bir kayboluşunu,
Göğün derinden derine mavileşmesini,
Nasıl direnirse rüzgara yaprak
Hasrete ben öyle direniyorum.
Hayaller içinde kıpırdanarak
Aklına gelmeyi çok istiyorum.
Yaralı kalbimi tutup sürütüp,
Yine kelebekleştin gözümde,
senleşmiş çiçeklere konarak,
sen sen yanıp söndü yaldızların körpe kanatlarında,
kanatların ipekleri andırdı, ipekler seni,
çiçekten çiçeğe uçuşunu izlerken görmeni isterdim
beni.
Hiç gözün seğirmiyor mu?
Kulakların hiç çınlamıyor mu?
Gözlerin dalıp dalıp gitmiyor mu hiç yollara
Ben seni düşündükçe, seni andıkça?
Bana sorarsan; gözlerin dalacak
Ve kulakların çınlayacak
İli Erzurum,
Adresi; Cennet Çeşmesi.
Kesme bir taşoluktan
Mermer yalağa akan suyun sesi
Bir kutsal türkü olur gönüllerde
Hafız Davud Saba makamından sabah ezanı okurken,
Sen yine güleceksin sedef gibi dişlerinle,
Sen yine atacaksın saçlarını arkaya,
Yine bahar güneşleri parlayıp duracak yüzünde,
Gözlerinde yine yıldızlar gözkırpacak,
Yine kahkahalarını taşıyacak serin rüzgarlar,
Yine alıp başını gideceksin kendi yoluna,
Süslendi yine gök, yine bulutlar,
Yıldız yağmurları arasındayım.
Yine filizlendi solan umutlar,
Bir yeni cennetin ortasındayım.
Mehtaplar altında ellerim, yüzüm,
Sarp kayada ceylan mısın?
Sudan çıkan mercan mısın?
Bu yükselen alevler ne?
Yakan mısın, yanan mısın?
Bulanırsın, durulursun,
Değmeye, dokunmaya korkarım;
Anında solacak bir gonca gülsün diye.
Seni sessizce seyretmek gerek öylece durup karşında,
Sadece bakmak gerek,
Gül rengi yüzüne, başak sarısı saçlarına,
O zaman umurumda mı olur sanıyorsun




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!