İsyan etsem kadere; ne olur ki değişen?
Kadere boyun eğmek zaten olmuş kaderim.
Aşık olup menzile var mıdır ki erişen?
Kadere boyun eğmek zaten olmuş kaderim.
Bir yar sevdim, suçum bu, çile çektim ömrümce,
Yalanlar gülücük haline gelmiş
Pembe dudakların tam uçlarında.
Yüreğim incinmiş ve örselenmiş
O küçük, o körpe avuçlarında.
Bakışı pusudur bakışlarıma,
Kabrime düştü ateş,
Ne el kaldı, ne de baş,
Ayrıldı yavaş yavaş
Et kemikten bir kere.
Derim kurudu, çekti,
Yıldızlarla dolu kubbelerim var gecelerimde;
Bir yanında ay durur,
Bir yanında Çoban Yıldızı,
Saraylarım var çamlardan sisli dağlarda,
Ulaklarım var gecekuşlarından,
Şarkıcılarım bülbüllerden.
Islanan gözlerin sisler içinde,
Yeşil zümrütleri andırmaktadır.
Ürperen gönlümü büyüleyerek
Rengarenk düşlere daldırmaktadır.
Taze çimenlere yağmur yağar ya,
Hiçbir baltaya sap olamadıysam da ömrümde
hiç olmazsa sap olabildim bir karasevdaya.
Bu da bir buluntudur,
bu da bir nasiptir,
yüreği böğründe boş gezmektense.
Peki nedir evrende en güzel şey
Benim işim yücelerden yüceyle,
Fikirsizle, barbarlarla işim yok.
Ben sır için yola çıktım geceyle,
Baş kesecek serdarlarla işim yok.
Bir çobanım engin derya peşinde,
İlk Sarsılış
Hikmet Çocuk arkadaşlarıyla birlikte yine oradaydı.
Buranın bir çiftlik işletme müdürlüğü olduğunu ana kapıdaki yazıdan öğrenmiş olduğu halde, nasıl bir yer olduğu konusunda tek bilgisi yoktu. “İşletme” nin anlamını bilmiyor, “Müdürlük” ü ise bir tür başöğretmenlik sanıyordu.
İşletme, Ermeni maşatlığının arkasından başlayıp dağların yamaçlarında son buluyordu. Çevre duvarları arasında ana yapı, yatakhane, yemekhane, çayhane, ekim alanları ile büyükçe bir başka alan ve alanın ortasında da bir pınar vardı.
Pınarın çevresi bir dinlenme yerini andırmaktaydı. Pınarla önündeki üç uzun yalağı yosunlu kaba ağaçlardan yapılmışlardı. Yanında-yöresinde ağaçtan kesme sıralar, ağaçtan kesilme masalar göze çarpmaktaydı. Beyazdan pembeye çiçekli dallarla kuşatılmış olan pınar, cennetten bir köşe gibiydi.
İlk Sinema
- Aman Hüseyin Bey, bacak kadar çocuk ne bilsin sinemaya gitmeyi? Daha ben bile bilmiyorum sinemanın ne olduğunu.
- Sen bilemezsin; eskisin. O bilir; yenidir.
- Aman iyi iyi. Daha artık sinema her ne ise.
Baba Hikmet Çocuk ‘un üstüne yukarıdan aşağı eğildi. Çarşıyı biliyorsun; her gün gittiğin yer. Evimizin önündeki yokuşu ineceksin, Cumhuriyet Alanı ‘nı geçeceksin. Bankanın ve İstiklâl İlkokulu ‘nun önünden Postahane ‘ye yukarı. İşte çarşı. Sonra pazaryeri. Halkevi eczahanesinin üstünde. Eczane ilaç satılan yer. Bu ortası delikli sarı kâğıdın adı “Bilet” tir. Merdiveni çıkacaksın, bu bileti kapıdaki adama vereceksin. O yarısını koparıp alacak ve yarısını sana verecek. O zaman içeri girip boş bir iskemleye oturacaksın. Sonrası artık kendiliğinden gelecek. Şu kırtışlı bir kuruşla da cebine kırık leblebi doldurdunmu beyle bacanaksın. Haydi bakalım, sana güveniyorum.
Ben hala hayalinle ve sen hala uzaklarda.
Bana böyle mi gelecektin?
Böyle mi bekletmeyecektin beni?
Sen günün, ayın, yılın ne demek olduğunu
Ve bir yılda kaç ay olduğunu
Biliyor musun acaba, anam-babam?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!