Kana susamış litre-ağacı ve hayırlı boldo-çalısı
yayıyor türünü
hayvansı zümrütten kışkırtıcı öpücüklerinde
ya da taşlar arasındaki kara suların antolojisinde.
Ağacın tacındaki fışkın ele veriyor
Senin neyine gerek cennet, ey ruhum?
Özgürlüğümüzü kazandığımızda, güneşin
Zeytin yaprakları arasından üstümüze
Akışkan bir utku yönelteceği berrak bir yeri
Yeğlemez miyiz sanki? Bu hayat bitince
Sirmio’da rastlarsam sana eğer, ey ruhum,
Kalçalarından ayaklarına
uzun bir yolculuk yapmak isterim.
Bir böcekten daha küçüğüm ben.
Tırmanırım yulaf renkli
Babamız bizim, suskun göklerimizin her yanında
toprakta, suda, havadasın,
ey Baba, meskenimizde adını taşır her şey:
adın yükseltir şeker kamışını şirinliğe,
Bolívar gibi ışıldar Bolívar-kalayı,
Bolívar-volkanı üzerindedir Bolívar-kuşu,
Kazandı zaferi Belzu. Gecedir. Yanıyor La Paz
son silah atımlarıyla. Kuru toz
ve üzünç dolu dans yükseliyor
tepelere doğru, dokunmuş ay solgunu alkolle
ve korkutucu yeni nemlenmiş eflatunla birlikte.
Düştü Melgarejo, kafası
Gökdelenleri sarıp sarmalayan siren seslerinin üstüne düşen yağmur
Getirmiyor toprak kokusunu kişiliksiz bulvarların kaldırım taşlarına.
Takmış bütün maskelerini mağaza vitrinleri.
...
...
Kırkikindi yağmurları altında koşuşturuyor herkes;
Geçti bütün günler
su üstünde yürüyebildiğinde.
Yürüyebildiğinde.
Geçti günler.
Yalnızca bir tanesi kaldı,
Bitimsiz Pazartesi
Bitimsiz bir Pazartesi’n olacak
Ve Ay’da yaşayacaksın
Ay adamı yaşar kabuğunda,
Batı tarafında, gökte, akşamleyin
ışıldar bir yıldız pırıl pırıl ve şirin!
Çevresinde yalnız bir deniz, masmavi,
dünyaya bakar akşam vakti!
Bir yolculuktan dönüyorum geriye, aynı noktaya,
niçin?
Niçin dönmüyorum daha önce
yaşadığım yerlere,
caddelere, ülkelere, kıtalara, adalara,
evimin ve barkımın olduğu yerlere?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla