İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

Ağla ey bakire, ağla burada, aşk mezarında.
Ölüm nedeni bir hiçti adamın – tesadüfen öldü.
Fakat gerçekten öldü mü? İspatlayamam bunu.

Bir hiç, tesadüfi bir fırsat, sıklıkla hayat verir O’na.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Ekim ayında öğrenci aşkı
alazlanır kiraz ağaçlı sefil caddelerde
ve mırıldanan bir tramvay her köşede,
su gibi kızlar, Şili’nin balçığından
ve çamurundan ve karından
ve ışığından ve kara gecesinden birleşmiş bedenler,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Bir tanrı yapıştı saçlarıma köklerinden.
Mavi voltlarında cızırdadım bir çöl peygamberi gibi.

Kertenkele gözkapağı misali gözden kayboldu geceler:
Çıplak beyaz günlerden bir dünya gölgeliksiz göz oyuğunda.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Aşırı Duygusal

Çirkin kocakarının işareti altında çamurdur döşeği
Bir kan toplanmasında, uykuda konuşan bakire
Darağacında sallandırır lanetiyle ayın adamını,
Çatlaksız yumurtasında çalı çırpı taşıyan Jack’ı:

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Aşk düşünceleri içine mi düşer
sönmüş volkanların?

Öç eylemi midir bir krater
yoksa yeryüzünün bir cezası mı?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Yaşıyorum askerin gecesini, yıkım ya da melankoli bilmeyen adamın zamanını, okyanus ya da bir dalganın uzağa fırlattığı adamın zamanını, o acı suyu bilmeyen ayırdı kendini ondan, ve korkusuzca ve yavaş yavaş yaşlanıyor, büyük değişimleri olmayan sıradan hayata adanmış, yokluğu olmaksızın, kendi hayatını yaşayan derisinde ve giysisinde, gerçekte karanlık. Tütün tüttüren, tüküren ve denetimsizce içki içen ve ansızın ölümlü hastalar gibi hep birden çöken aptal ve neşeli arkadaşlarla birlikteyken işte böyle görüyorum kendimi. Değil mi ki nerededir askerin teyzesi, gelini, kaynanası ve yengesi? Belki ölürler toplum dışında bırakılmaktan ya da malaryadan, soğurlar ve sararırlar ve buzdan bir yıldıza göç ederler, soğuk bir gezegene, en sonunda dinlenmek için, genç kızlar ve buzul meyveler arasında, ve onların cesetleri, zavallı ateş cesetleri uyumak zorunda alazların ve kaymaktaşı meleklerinin koruduğu külün uzağında.

Akşam yükümlülüğüyle yenilmek için sonuna yaklaşan her gün, dolanıyorum Müslüman tacirlerin arasında, geziniyorum gereksiz bir nöbetçi gibi, ineğe ve kobra yılanına tapan insanların arasında, dolaşıyorum cazibesiz ve sıradan bir yüzle. Aylar değişimsiz değil, ve yağmur yağıyor bazen: gökyüzünün sıcağından dökülüyor gebe su, ter gibi suskun, ve dev bitkilerin üzerinde, yabanıl hayvanların sırtlarında dolanıyor birbirine ve uzuyor bu ıslak tüyler bir zaman sessizlikte. Gecenin suları, musonun gözyaşları, tuzla doymuş tükürük düşmüş atların köpükleri gibi, büyümesi yavaşça, püskürtüsü yavaş, hayrette kalmış kaçışta.

Şimdi, o profesyonel merakın, yalnızca huzuruyla bir yarık açan o acınası şefkatin, yıldırım ışıltısıyla beni aşırı maviyle giydiren o mükemmel vicdanın nerede? Bağlayıcı bir sistemin oğlu ta yüreğe dek, inatçı fizikî bir sabırdan, nefes almayı sürdüreceğim gündelik olarak yığılan besinin ve zamanın bir sonucu olarak, öçten ve altın derimden oluşan gardırobum çalınmış. Çünkü ayaklarım kayıyor tek bir mevsimin mekanlardan oluşan saatleri gibi, ve üzerimde asılı duruyor hemen her zaman günün ve gecenin biçimlerinden oluşan bir gün.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Askerin sevgilisi yaptı hayat seni
kavganın sıcağında.

Zavallı ipek entarinle
sahte taşlardan tırnaklarınla
ateşin arasından geçmeye hazırlandın.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Aşk, erkeğin ve kadının aşkı,
eğer gittilerse onlar, nereye gittiler?

Dün, dün sordum gözlerime:
ne zaman göreceğiz birbirimizi tekrar?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Onca gün, ah, onca gün görürüm seni.
Nasıl öderim, neyle öderim
onca somut ve onca yakın oluşunu?

Kana susamış ilkbahar
ormanlarda uyanır.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Armağanlarınla beraber verdin bana, İspanya,
o yılmaz aşkı.
Beklediğim şefkat geldi bana
ve benimle hâlâ, en derin öpüşü
sunuyor ağzıma.
Fırtınalar

Devamını Oku