Dolambaçlı yılanların adları,
o doymaz yutak, yeşil canavarlar
dorukların izdihamında
ülkemin incelmiş
eyerinde, o sert,
topraktan çıkarılmış ayın altında
Anam görmeye geldi beni; oturdu yanı başıma, ve hayatımızda ilk defa o ürkü veren an hakkında konuşan iki kızkardeş gibiydik.
Titreyerek duyumsadı karnımı ve açtı göğüslerimi usulca. Ve elleriyle dokunurken duyumsadım açıldığını içimin usulca ve bir süt dalgasının memelerime yükseldiğini.
Kızararak ve şaşkın bir şekilde anlattım O'na ağrılarımı ve bedenimdeki ürküyü; bağrına gömdüm sonra başımı ve kollarında ölesiye ağlayan küçük bir kız oldum yeniden.
Araukanya boğdu gülün
şarkısını vazoda, kesti
ipleri yirmibeş yıl önce evlenmiş
gelinin örgü sandalyesinden,
şanlı Machi indi merdivenlerinden,
ve dallanan ırmaklarda, balçıkta,
“Şilili deniyor ona” diyor benim hakkımda bu solucanlar.
Çekip almak istiyorlar ayaklarımın altından anayurdu,
parçalamak istiyorlar seni, kesip biçmek kirli bir
iskambil oyununda ve dağıtmak istiyorlar seni kötü et gibi.
Sevmiyorum onları. Sanıyorlar ki şimdiden ölmüşsün,
kesip biçilmişsin, ve onların kirli emellerinin sefahat âleminde
Ey Şilili, deniz kıyısında bulundun mu yakın zamanlarda?
Git oraya benim adıma, ıslat ellerini ve kaldır yukarı;
yabancı ülkelerden tapacağım o sonsuz sudan
yüzüne düşen bu damlalara.
Biliyorum onu, benim bütün kıyım boyunca yaşayıp durdum,
Kuzey’in hırçın denizini, çorak tarlalardan
Anımsıyorum seni olduğun gibi geçen sonbahar.
Başlığın griydi ve yüreğin sakince.
Gözlerinde savaşıyordu alacakaranlığın alevleri.
Ve düştü yapraklar ruhunun sularına.
Bir boru çiçeği gibi yapışmıştın koluma,
Animula (*)
“Tanrı elinden çıkmış nüshalar, o basit ruh”
Değişen ışıkların ve sesin düz dünyasına,
Işığa, karanlığa, kuruya yahut ıslağa, soğuğa yahut sıcağa;
Toprağa düşmüş tozlu yapraklardan
ya da kendisini gömen sessiz yapraklardan.
Işıksız metallerden, boşlukla birlikte,
yokluğuyla birdenbire ölen günde.
Ellerin tepesinde kelebeklerin ışıltısı,
ışığının son nedir bilmediği kelebeklerden bir akın.
ABU SALAMMAMM
BİR İMPARATORLUK ŞARKISI
Kral Beşinci George beni Buckingham Sarayı’nın önündeki fıskiyeye zincirleyip istediğim kadar yiyecek ve kadın verseydi bana, bir çeşit şiir olarak yazmak isterdim bunu.
Acaba ne öğütledi yüreğine
Bu başı bağlı ay, mahcup şirin yavrum,
Kadim dolunaydaki Eros hakkında
Şöhreti ve ayakları altındaki yıldızlar hakkında,
Ah hısım akraba dolu
Franziskan rahibi - komedyenle birlikte.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla