Okyanussu taşlar, sahibi değilsiniz sizler
ilkbaharla başakların arasında
bereketli topraktan yükselen o maddenin.
Üzümlerin arasında salınan
mavi dokunuşu havanın tanımıyor
Zincirli, dumanlı, kendisinin
ihanet makinesine, ihanetlerine bağlanmış,
gidiyor ihanet edilmiş hain ateşlere.
Fosfor gibi ışıldıyor böbrekleri
ve bulanık, inançsız asker ağzı
Şapkam hakkında ne düşünürler
Polonya’da bundan yüz yıl sonra?
Kanıma hiç dokunmamışlar
ne söylerler şiirim hakkında?
Menekşe lekeler düşerken yağmur gibi
bölgelerin üzerine, kurbanların üzerine,
hayretle açar şarap kapılarını,
ve ayların barınağı içine uçar
ıslak kırmızı kanatlı bedeniyle.
İlkbaharın şarabı. Hasadın şarabı. Yoldaşlar,
tropik yaprakların düşeceği bir masa verin bana,
ve bırakın dünyanın büyük ırmaklarının benzi atsın
ve çağıldasın uzağında şarkılarımızın.
İyi bir yoldaşım ben.
İçeri girdik. Muazzam büyük bir salon,
sessiz ve boş, ki zemin yüzeyi
terkedilmiş bir buz pisti gibiydi.
Bütün kapılar kapalıydı. Griydi hava.
Duvarda tablolar. İnsan görebilirdi
Sarhoşum çamların reçinesiyle ve uzun öpüşlerle
yön veririm yaz güllerinin yelkenlerine,
eğilerek ölmekte olan zarif güne doğru,
arınmışım denizin güçlü gazabında.
Solgun ve vızıldayarak aç gözlü suyuma
Doğum günündü. Gece yarısına dek
Yedik içtik, en sonunda bize bir yatak gösteren
Eski bir arkadaşla birlikte.
Sarhoş bir sıçrayışla ulaştım yatağa.
Henüz uzanmışken sıcacık,
Ve mayışmışken şarapla, dalmışım bir tarafta.
Şarkı
O beyaz kalabalık çoğaldı: martılar
ölü gemilerin yelkenlerini giyinmişler
fakat lekelenmişler yasak sahillerin dumanlarıyla.
Taşların ışığı
çırpınmıyor rüzgârda
Hasat yaprağının kanı
yapışkan ve sıcak değildir hiç




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla