Dörtnal geçer hayat:
Sanki bir at
Haydan gelip gider huya, heyhat!
Oy, hissederim
nasıl da kötüleşerek yanımda
olduğunu, insanlar arasında utkulu!
Çünkü bilmezsin,
görmediğin binlerce yüzün
Dümdüz çayırlardaki çiy gibi
Düşer hayat sözü
Hırıstiyanın hasta yatağına,
Umut bulutlarda,
Ve ölüme karşı büyürken avuntu
Ondan sonrası ilk hasat,
Hayli yol kat ettiğinde insan benim gibi anlamsızlıkta
her bir sözcük yeniden ilgi çekicidir:
verimli topraktaki keşfi
arkeolojik bir kürekle döndürür gibi:
O küçük kelimesin sen
belki bir cam boncuk
Daha önce boğa adamdı
Çanak kralı, benim şanslı hayvanım.
Havalı arazisinde kolaydı nefes almak.
Güneş otururdu onun koltukaltında.
Küf tutmadı hiçbir şey. Küçük görünmezler
Hizmet ettiler onun ayaklarına ve ellerine.
Bayan Helen Slingsby hiç evlenmemiş halamdı,
Ve revaçta olan bir meydana yakın küçük bir evde yaşadı
Kendisine bakan dört tane hizmetkârı vardı.
İşte öldüğünde cennette sessizlik vardı
Ve sessizlik kapladı sokağın kendisinin yaşadığı tarafını.
Çekildi panjurlar ve müteahhit sildi paspasa ayaklarını –
Biliyorsun ölümün var olmadığını. Adam kadına böyle dedi.
Biliyorum, evet, diye yanıtladı kadın: ölü olduğumu şimdi.
Çekmeceye koydum ütülediğim iki gömleğini.
Özlem duyduğum tek şey küçük bir gül şimdi.
Hep bekleyen asla birini beklememiş olandan
çok daha fazla mı acı çeker?
Nerede sonlanır acaba gökkuşağı,
senin ruhunda mı yoksa ufukta mı?
Hep kırıktır fabrika camları.
Birileri savurur hep tuğla parçalarını,
Birileri fırlatır hep cürufları,
Yapar çirkin hödük hileleri hurdaları.
Hep kırıktır fabrika camları.
Yurtsever olduklarını söylediler.
Kulüplerde nişanlar verdiler birbirlerine
ve tarihlerini yazdılar.
Parlamento dolup taştı
Şatafattan, o günden beri
bölüştürüyorlar toprağı, yasayı,




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla