Mor Sevdadır Istranca
çok mekanı dokuduk gözlerimizle, dar sokakları adımladık bir bir
umuda sarıldığımız hazan mevsimlerinde keşfettik hayallerimizi
gönüllerde yeşeren aydın yüzümüz, Hızır makamında demlenirdi
Yıldız dağından gelen koku, kaç mevsimi taşıdı aramıza bilinmez
Mülteci Çocuk
hangi sokakta sancı
kaç odada acı
kaç şehirde yabancısın
Mülteci Zamanı
Düş Zamanı
düşlerin zamanı çocukluk çoğu. çocuk zamanı ya da gülme zamanı dense yeri palazlanmakta asıl. nasılsa büyütür her şeyi küçümencik. oyunu büyütür, dünyayı büyütür, insanı büyütür, ülküyü büyütür. büyütür yüreği zaman. yükü saf bir oyundur sonuçta. düş gören insan düşe kalkmayı ve diken kuşanımlı sınırları göze alacaktır. her hayalin kırıklıklarla geldiği de doğrudur. kaynak suyu diye kuyu suyu da içirir kendince. zamanın, ayn-ür rıza olmadığını da biliriz elbet. ne yaparsa yapsın insan çeki düzen içerisinde olamıyor maalesef. bak işte göç zamanı kapıları çalıyor yine.
Göç Zamanı
Nahçıvan'a Nasıl Gidilir
mesela, Kapadokya'da uçan bir balona
binen Çinlileri seyretmişliğim vardır
kuyulara fısıldadığım sır klişelerim
kırılmaz kavkılar da bu olsa daha iyi
Nazilli de Düş Erken
yangını sönmüş dağlarının ardında kalan düz ovalarımda hürsün
yüksek harda fırınlanan miğferim, cengaverlerle taçlanır bir bir
meydanlara çıkan efenin cesaretinde açılır tüm kilitleri şehrimin
mehter marşı kulağımda, düşman üzerine yürüdüğümüzden beri
Neme Lazım
ne yaptığını bilmeyen
görüntü, salaş hoyratlandığımız
kızanlardan, kızmalardan sonra
sözü burada havalandırmalıyız
Ney’di Kalbi Kırık Zaman
1-ney: şekvadan uzak kayıp ağıtları toplayıp, kamışlık günlerini hatırlayan. hem soğuğu hem de sıcağı tatmış hali bütün dertleri kodlayandır. her bir boğum hüzünlere gebe kanboğazı, dokuz yara dokuz canboğazı. ah bundan mıdır kesik pareli yanar için, pişer daim insan-ı kâmil gibi. çocuk gibi saf efkarınla yâr ayrılığı, ateşlere koyar feryadıyla seni. hangi aşk yollarına düşüren mecnun olur? ahh kalbi kırık yürek, üfle hadi nefesinle tüm acılarını yelelerinde. Rüzgâr, sema dönüp arındırsın nefesini, yeniden doğrulsun ney zen im.
2-ney’di: gecenin abidliği, sırlarını saklayan cenne gibidir. açılacak elbet kapı, eski bir mücevher gibi giz buradayım diyerek. zeytine ve incire yemin olacak. derinlik ve bilgelik ölümü öldürüp öze inecek insan öze. incitmemek asıl olacak, zemmolunan söz incinecek. göze çarpan en kıymetli nüve dünya ömründe hasen kalıp iyilik bulacak. izdüşüm olacak kulağın zekâtına. gönülde yanan aşk ateşi cismine perçin olacak. Mevlana gibi dersek en doğrusu, “aşk bir neyzene benzerse, biz Ney ‘iz!” gönül doyuracak elbet aşkzamanı gelince.
Olmak Ağırlığı
paleolitik çağın yontularında bulunan tılsım
dekapaj altı tenörlerde gizleniyor tüm varidatı
demiri-nikeli, oku-sadağı, hep bulmak üzerine
benzeşen insan sanki neoletik çağın arayanı
Ölüm
kepenkleri kapanan mutlulukların
üzerine oturur esmer yalnızlık
ve siner mezar taşlarına usul usul




-
Metin Solak
-
Mustafa Yanık
-
İrfan Yılmaz
Tüm Yorumlarİlkay bey Tebrikler derin dizeler.
slm
ilkay abi ben mustafa belkı hatırlamassın nasılsın abi
hepside birbirinden güel abi allah hayırlısını versin
Sayın İlkay Coşkun kardeşimiz antolojide tanıdığım gönlü insan sevgisi ile dolu, sanat ve edebiyatın yanında yer alan müstesna bir kişiliktir. Kardeşimi tanıdığım ve eserlerini zevkle takip ettiğim için şanslı ve mutluyum.
Şiir, şair, edebiyat ve sanata katkılarınız için tebrik ve teşekkürler ...