Abant’ da munis bir sonbahar günü.
Başlar semaverle çayın düğünü.
Semaver tutuşur, yaprak uçuşur.
Semaver başında dostlar buluşur.
Çay Bakışlı kor yakışlı bir ceylan
Onda tütsülenir onda solar an
Bardakta tebessüm demlikte efkâr
Onda anlam bulur bende heyecan.
Gergef işlerken narin kızlar,
Gökten yere iner bulutlar.
İncecik parmaklar.
Yangın yeri yıldızlar,
İçimdeki yangını söndürür çay.
Bulutlarda çay tadı,
Demliğe atılır çay kara.
Çay kara, baht kara.
Ceylan göze çekilmiş kudretten,
Göz kara, sürme kara.
Günün akibeti gece kara.
Leyla tarifsiz yara.
Çıplak bir namlu gibi üşüyor hayallerim.
Hayallerine hasret titremekte ellerim.
İçimde gül bahçesi ve gülü rana sensin.
Topluyor ne bulursa miri malı.
Bilmem ki ne etmeli ne yapmalı.
Nasıl edip ülkeyi kurtarmalı.
Nedense arsız oluyor vakarsız.
Kendini dürüstmüş gibi satıyor.
Egzotik rüyaların efsanevi soluğu.
Semaverle demlikten sesi yükselen beste.
Gözleri billûr billûr ipeksî tenli kuğu.
İçtikçe tazelenir tütsülenir nefeste.
Eskiden kocaman insanlar vardı.
Hakkını veren insanlığın.
Şimdi küçümen insanlar var,
Kocaman rolünde.
Bir de man kamyonlardı yolların kralı.
“dünyada man ahirette iman.”
Tekerlemesiz başlayan bitimsiz bir masalsın,
Günün her deminde.
Ellerimle dinlemekten haz aldığım,
Efsane bazen de.
Geçersin,
Parmaklarımın ucundan tane tane.
Bin dokuz yüz yirmide,
Ve yirmi üç nisanda.
Bir bozkır sabahında,
Buluştu canla canan.
Meclis-i mebusanda,
Toplandı onca insan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!