Kızıl gül yanığı gözlerinin enginliğinde
Yorgun yürek kulaçlarıyla
Denizlerde boy vermeye can atarken
Suların ateşinde ellerini ısıtan
Sarı eylüle, kucak açan mevsim...
Hatırlar mısın?
Dağlardan esen sevda rüzgarlarıyla
Yanarken tenimiz,
Biz uzak diyarlarda yaşanan
Hülyalara dalardık
Koyun koyuna...
Duygusuz her adım aşkı bitirir
Dağları devirsen de nafiledir
Şarkısı olmayan sevda gariptir
Köz yüklü şarkısın sen yüreğimde...
Canıma can katıp koşsam uğruna
Yağmur toprakla döğüştü
Deniz dağlarla vuruştu
Alev rüzgârla boğuştu
Ve aşk, ateş ile doğdu...
Bir elmayla sürgün yedi
Damarları çatlatacak kan renginde
Güller açılır benim sevgi bahçemde.
Masumları ağlatan zalimleri boğacak kadar
Alnımda terim var, taşkın seller ağırlığında...
Deli poyrazlarda yorulmazcasına
Eşsiz memleketimin dağlarında
Bin bir renkli çiçekler açarcasına
Saçlarına bahar düşmüştü senin.
Koklamadan daha lale sümbülüne
Soldurup güz yağmurlarıyla ıslatmışlar gülüm...
Başı dumanlı dağda bir ceylan ağlar,
Zalim avcının yağlı kurşununa takılmış yavrusu.
Kapısı aralık viranede biçare kadın yanar,
Kara celladın baltasının ağzında oğlunun boynu.
Gülistanda bir fidanın figanı feryadını boğar,
Vahşet altında kuruyor çünkü açamamış goncası...
Yıldız yıldız bir türkü yağdı gece tülüne
Yara olup dizildi gönlümün bam teline
Teselli nedir bilmem geçen ahir ömrüme
Sazım dertli, sözüm de dertli bizim ellerde...
Bulutlarla yarıştı kalbim, rüzgar önünde
Sarı bir eylül seherinde
Gözlerimin vahasından
Bir kervan kalktı, yürüdü.
Sevda taşıyordu, ağırdı yükü
Yüreği yanık gönül dostlarına...
Artık esme be hüzün rüzgarı,
Böyle deli deli başımda
Yetmedi mi daha?
Zaten kırıktı dallarım,
Kavruldu umut tomurcuklarım,
Henüz başlarındayken baharın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!