İki Bin On Altı yılı On Beş Temmuz günü,
Vakti belirsiz bir sela okundu sokaklara.
Herkes bir anda tedirgin oldu, kalktı yerinden.
Bu saatte neden sela okunur diyorduk?
Televizyon kanalları, haberler açıldı her evde.
Bütün öğrenenler bilmeyenlere anlattı.
Yaz geçti, kış geldi.
Yaş geçti, ölüm geldi.
Nice kervan, gelip geçti.
Kim buna karşı gönül?
Düş bitti, sabah geldi.
İçinizden dağıttılar bizi,
Hedere ettiler hepimizi.
Farketmeliyiz bizde en tezi,
Görmez olduk biz gerçekleri.
Geleceğe uymak dediler,
Etrafıma bakıyorum,
Hakkı göremiyorum.
Etrafta yalana tapanları,
Dünyada kurtuluşu arayanları görüyorum.
Bu bir hastalık mıdır bihaberim;
Gün batımında oturuyorum,
Gökyüzüne bakıyorum.
Meltem esiyor yüzüme,
Esmer gökyüzü fısıldıyor bana.
Gökyüzünün mesajı var!
Bir ormanda yüzüne vuran ılık yel,
Gün batımındaki o güzel manzara;
Hep düşünürüm, ne hissettirir?
Çarpan yel özür diler, acelem var!
Gün batarken görüşürüz, der Güneş,
Gönül almanın mahiyeti,
Affedilmenin arziyeti,
Bırak bu eziyeti ey gönül,
Gönül almakdır bu işin afiyeti.
Kuş da olsa bir gönlü var,
Duvarlar dargın,
Suskun bakıyorlar.
Dilleri yok belki ama,
Benimle konuşuyorlar.
Ah o gri renkli duvarlar,
Nice berbat, azıtmış insandan,
Güneş batınca,
Hüzünleniyor içim.
Gökyüzü kararınca;
Evet, bundan için.
Bende batıyorum sanki,
Göz görüyor, kulak duyuyor.
Peki neden, senin için uyuyor?
Olacak olan elbet bir gün oluyor,
Zalimin ceza günü pek yakındır.
İnsan olan bildiğinden mesuldür,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!