İlgi: Bu yazı 03.10.2012 ve 29.01.2014 Tarihlerini kapsamaktadır...
(Türk Futbolunun bir yılına benim bakış açımla bakmaya var mısınız...? Türk Futbolu yine başlayacak, bende yine yazacağım bıkıp usanmadan. Futbolumuza 'sevgi' gerek. Daha çok emek gerek... Ve temizlik ve illaki Temiz Lig gerek...!)
__ Futbolda yaşananlar şike dalgasını unutturmak için mi? Şike ne oldu şike yalelel yalelellim. Aklandı mı Türk futbolu yalelel yalelellim. Trabzon mu oldu Şampiyon yoksa Fener mi? Yalelellim.
Bu yazıyı yazmaya salı gününden başladım. Ama yazdıklarım uçtu gitii. Akıbetini hiç bilemeyeceğim sanırım. Dert etmiyorum. Belki yazmamam gereken 'sevgi satırları' yazmıştım.
Sevgilim. Diye başlamıştım... Ve ben evli biriydim, yuvasını seven biri. Bu yüzden bu sözümü zaten yazmamam gerekirdi... Pekala 'sevgili' olma yaşı nedir ya da evlendiğinizden sonra sevgiliniz olamaz mı! Ya da kadınınız sizin sevgiliniz midir, sevgiliniz de değil midir... Ben şüphesiz bir de sevgililer gününün 365 gün yaşanması gerektiğine inananlardanım. Ve bu güne bir özellik yükleme ye karşı olanlardan. Mamafih (unutulan bir sözcüğümüzü cümlemde kullanmanın kıvancı içindeyim) gelin görün ki ben bu Milliyet Blog sofrasına da 14 Şubat 2011 tarihinde oturmuşum... Ve 3 yılım olmuş işte... Ve tesadüf bu ya o zamanlar 'İbrahim Arslan' değil 'Sevgi Yazıları' demişim sayfama... Esasen bu benim dışımda gelişen süpriz bir gelişme olmuştu. Aylarca 'Onay' beklemiştim... Ne hikmetse bazıları bana burada 'Sevgi seysi' deme gibi incitici tavırlar aldı... Yani üçüncü kızımın adına ben 'Sevgi' koydum... Sevgi'nin babası! da oldum...
Sevgilim... Hayır hayır aşkım... Bana üç çocuk veren kadına olmalı satırlarım.
Cevap: Cevap yok!
Karanlığı bilir misiniz... Utanmasa ben bilmem eşim bilir diyeceğiz! Hiç tertemiz su içmenin ne kadar güzel olduğunu düşünmüş müydünüz! Gündüzün de karanlığın da güzel olduğunu. Karanlık içinde saatlerce kalmak güzeldir. Düşünceye dalmalı o an! Beyaz düşüncelere!
Kulak kabartmalı...
Kartal Tibet'li Karaoğlan geliyor hatırıma. Büyük oyuncuyu ' Tarkan'ı mızı anıyorum burdan, selam gönderiyorum. Selam Malkoçoğlu Cüneyt Bey'e de gitsin. O filmler olmasa Türk tarihi sineması hem garip, hem öksüz değil mi?
1963 Yılında Suat Yalaz yine böyle bir Sonbahar- yaz gününde kalemi eline aldı... Ve ilk gözlerini çizdi. Kara gözlü, kara saçlı, kara bakışlı bir oğlanı çiziyordu. Adınada bu kara çocuğun ' Karaoğlan' koydu. Suat bey çekimlere katılamamış. İzleyememiş bu yeni Karaoğlan'ı. Hastanedeymiş sanırım. Geçmiş olsun diyorum. Ama içi rahat olsun. ÇİZİMLER çizgi olarak kalmayacak. Çizgiler O'nu anlatacak. Baybora' nın oğlu Karaoğlan bize bir coşku verdi. At sesi, kılıç sesi duyar gibiyim. Ve güzel kızlarda olacaktır, bu kara oğlanın etrafında.
Nerden nereye. Ocak ayı gelsede... İple çekmeye başladım. Dünden bugüne yani geçmişten bugüne Türk sineması'na Yeşilçam'a emek veren, terini akıtan, yazan, yöneten, oynayan, çizen herkese şükranlarımızı sunuyorum. Onlar olmasa bizde heyecan ölecekti ilk. O ustalar olmasa Sinemamız kan ağlayacaktı.
Şimdi bugündeyiz....
Yani 10 Haziran 2013.
Peki yaşın kaç?
Bu yazıyı okuyorsan sana yazdığımı bil... Yaşın ne ben bilmiyorum. Ve bugünden sonra sen kaç yıl yaşarsın! Şimdi seninle oturalım ve bu hakikatları konuşalım.
Not: Bu yazı 12.12.12' de yazılmıştı... Neden kimse okumadı ya! Bu bir olağanüstü hal durumudur! Flaş, Flaş, Flaş Milletimiz uyanıyor mu? Ya yazıktır sadece resime yarım saatimi ayırdım. Bu yazıda emek var yani! Derinden derine bir mesaj var yani!
Siz bilmezsiniz! Bizim köyün muhtarı bilir... Köyün muhtarı, Muhtar Yılmaz'ın buradan kulaklarını çınlatıyorum. Ben dizileri pek seyreden biri değilim. En sevdiğim dizi Kaygısızlar'dı. Halit Akçatepe ve bizim Bizimkilerin Cafer'i bu dizide döktürüyorlardı. Gülmekten beni kırıp geçiriyorlardı. Ama dizilerin konuşulduğu köyümüzün kahvesinin de sahibi Muhtar Yılmaz her diziden bilirdi. Ben de ona sordum...
Duymadığın sözlerimdi sana dediğim. Ben iki kişi duymasındansa üç kişi duysun dedim, hatta dört, beş. Sana yazdığım her şeyi bir düşün. Bu yüzden ben sana yazmadım, her yazdığım şeyi. Cümleler tek tek tükendi. Elim de sızladı, kalbimde. Nerde olduğum önemli değil. Dünyanın bir yerindeyim... Ses veriyorken burda etrafımda herşey sessizdi ilk defa. İçimden geldiği gibi yazıyorum yine. Ve okuyacağını biliyorum. Ve şimdi bağırsam- çağırsam hiç duymayacağını.
Ne kadar uzağız biz senle böyle. Ve ne kadar yakınız. Herkes sana yazdım sanacak ama ben herkese yazacağım yine. Ne varsa kalbimde saklamayacağım. Açık olacağım. Herkes ben gibi mi? Saklanmak kimlerin işi. Kaç kişiden saklanabileceksin. Bulmayacak mı biri seni en kuytu köşede bile. Yazmak istiyorum yazmak. Yazarsam rahatlarım şimdi...
Bu mektup olsun, herkes okusun, sen de oku emi. Kimse bilmesin neden bunları yazdığımı. Yarına ışık tutmalı, yakamıyorsak da bir ışık bugün? Gece karanlık olur. Karanlık aslında gece değildir biliyor musun? Karanlık insandır. İnsan karanlığın en kara tarafıdır. Anlamaya çalışırım her insanı. Ama güçsüzüm her insanı anlayamayacak kadar... Bakar O, görür O, Hisseder O... İnsan bir bulmaca, bir labirent. Ben herkesi anlasam der, ve kimse beni anlamasa! Saklanmalı evet inadına. Kaçmalı senin gibi insanlardan. Kendisine tahammül edemeyen başkasına nasıl edebilir ki?
Bu repliği burada kullanırken çok düşündüm, ama konuya cuk oturacak başka bir başlık bulamazdım. Bugün anlatmak istediğim yönetmenlerimize, senaristlerimize... Mahsun abiyi sever çok takdir ederim.
Biliyorsunuz ki bir kurt adam modasıdır gidiyor. Teen Wolf, Alacakaranlık, Being HUMAN vs.Bunlar hep Hollywood yapımı yani yabancı yapımı diziler, filmler.. Aslı astarı olmayan uyduruk hikayeler...
Ama gel görün ki kurdun hası bizde... Tabii biz tarihimizle savaşıp, barışık omadığımız için bunları es geçiyoruz... Siz yönetmenler tarihimize de el atabilirsiniz... Bu magazin formatında da olmamalı... Ciddi olmalı... Masraftan da kaçınılmamalı...
Kadın olmak daha zordur diyelim bugün de!
Erkek olmak zordur demiştim dün. Aslında kadın olmak daha da zordur. Kadın annedir, abladır, bacıdır... Kadın kutsaldır. Kadın baş tacı olmalıdır. Kadının değeri hiç bir maddiyatla ölçülemez. Kadın en değerlidir. Kadın varsa erkek vardır. Kadınsız erkek zavallıdır.
Evde yemeği yapar kadın. Çocuğa bakar gecesini- gündüzüne katıp. Çocuklardan en çok o sorumludur. Ya iyi birini kazandıracaktır topluma ya kötü. Kadın omzunda dünya taşır. Hele çalışan kadınlar erkek gibi. Onlar eve katkı yapmakla kalmaz ülkeye de katkı yapar. Çoğu zaman erkeğin yükü de kadındadır. Erkeği işsiz kadının halini bilemezsiniz. Yuvayı dişi kuş yapar derler. Yapar, korur, dumanını tüttürür. Yuvanın mimarı her zaman kadındır. Huzur kadına bağlıdır. Erkek önüne sıcak aş gelsin ister. Ama bilmelidir erkekte yemek yapmayı, bulaşık yıkamayı. Hatta ütü yapmayı.
Cehennem diye bir yer var. Cehennem'in sakinleride var haliyle elbet...
Henüz dünyadayız. A dünyanın bir yerinde yaşıyordu... Doğmuştu anasından bir kere ve yaşama mecburiyeti vardı. Hayatının sonu nasıl biteceğini bilmeden... Ve doğduğundan itibaren Ş onu takibe aldı... K ise bu öyküde en masumdu...
K dediğim A'nın hep hayatında oldu... K olmasa varya A hiç birşeydi... Ve K olmasa Ş' de hiç birşeydi...




-
Ömer Faruki
Tüm YorumlarHocam size nasıl ulaşabilirim ?