Okyanus dolu suydum, Nil'e döndüm.
Z' den girdim, A ile döndüm...
Yolumdan bile, bile bile döndüm...
Hergün sensizlikten...Glu glu eden..
Bak ben bugün, ayan beyan kele döndüm...
Beni toprağa vurup durduğun bel'e döndüm...
Tabiri caiz ama,
Tabir edemez kimse.
Bu rüyanın, rüyası...
Ne sensin, ne de kimse...
...
Habire uyu diyor,
Sen biliyorsun ki,
Şimdi yağmur yağıyor.
Şimdi ıslanıyorumdur...
...
Sensizlikten yanıyorumdur,
Sen biliyorsun ki.
Uyu, Uyu... Nereye Kadar Uyu?
Vakit namaz vakti uyuyor beş duyu...
...
Kalbim körleşmiş, katılmış, kararmış...
Yine de cennetten köşk istiyor ya hu?
...
Ahde vefa,
Yare vefa.
Yar' da vefa.
Olması lazım...
...
Şah'ta vefa,
O konuşuyordu şimdi. Ne soğuk adamdı...
Şu ise şunun şurasında fazla konuşmadan sözü Eylül aldı.
O'ya sataşıyordu.
- Sen kadın olsan kesin.... dedi.
- Evet bu kadar sıcak olmam, dedi O.
Sıcak, sıcacık olurdum...
Resimdeki ünlüyü tanıdınız, pekâlâ ünsüzü tanıyabildiniz mi?
RESİMDEKİ ÜNSÜZÜ TANIMAK…!
Yazısını, yani bu yazıyı yazmaya başladım şimdi… Hayatta öyle önemli kimseler vardır ki, yaşar ki, onlar yaşarken çok önemsizdirler. Kimse önem vermezler onlara. Onlar hayata ne yazılar yazmışlardır da okumamışlardır onları. Ya da kendilerini okutmayı başaramamışlardır…
Gelin görün ki resimdeki ünlüyü herkes tanır, o ünlü olmuştur. Ünlü oluncaya kadar ne emek sarfetmiş, ne yollardan yürümüştür. Ya da ünlülük onun yakasına o hiçbir şey yapmadan yapışmıştır. Belki doğru yerdedir, doğru zamanda. Belki pes etmek üzereyken tutmuşlardır elinden. Hayal kurduğu hayatı yaşayamaz çoğu kimse!
Bunları yazmak için yazmıyorum. Şu an yazma açlığı var üzerimde. Yazarsam doyacağım belki… Belki yazdıkça daha da acıkacağım. Bu öğle vaktinde midem be adam ne yazıp durursun, git kendine ziyafet çek dese de, onu dinlemiyordum. Dinlemeyi zaten pek sevmez herkes, herkes konuşmayı sever. Herkes tanınmak ister. Herkes o resimdeki ünlü olmak ister… Bilirler çünkü resimdeki ünsüzü kimse tanımaz, kimse kim bu diye sormaz…
Gerçekten de değersizin tekidir! Yoksa değerli taşın yanında ne işi var! Değerli taşın yanında olsa, yaşasa sıradan bir taş, yanındakinin hürmetine değerli safına konulur mu? Biri kolaylıkla elden çıkarken, diğer değerli olan taşa bakmaya, atmaya, satmaya kimseler kıyamaz… Ama değersiz gördüğümüz taşlar bile bu hayatın bir parçasıdır, yapı malzemesidir! Onlarda yaşarlar şu hayatta… Siz ne yerine koyarsanız koyun, onlar da bir varlıklarıdır yaşamın! Ve yeri gelir başınızı yarar!
Noel Baba İsa seni korusun.
-İsa bana darılmasın ama ben O'nun tanrı olduğuna inanmıyorum!
Noel Baba müslüman mısın?
Belki de ben hiç gitmemiştim, sana giderim dedim ya. Sana muhalefet etmek zor. Belki sen rüzgarsın ben kırıldı kırılacak bir dal. Belki de esmeni istiyordum başımda. Kırılacağımı düşünmeden. Ve bir dalın üzerinde küçücük bir yüreği olan bir kuş nasıl şakırsa. Öyle işte. Sana muhalefet etmek mi? Neden. Düşünmedim senden başka hiçbir şey. Düşünmeyi kim düşünür yanında.
Sana baktım göremedim kocaman, uçsuz bucaksız İstanbul içinde. Sahi sende İstanbul gibi vefasız, çilelimisin. Sen de kendine bir Fatih mi arzularsın. Unuttun mu beni. Bende seni milyonlarca sevenden alalede birimiyim. Hani İstanbul'u milyonlar nasıl severse yinede.
Ağlatma beni. Bak yüreğim kalmadı. Hergün bir tutam alıp gittiğin için. Gözyaşımda mı ikiyüzlü. Ve ikiyüzlü olmayan bir sen misin? İstanbul'la kıyaslarken seni. Hadi de ikiyüzlü değilim de! İstanbul gibi. İstanbul ne aşıkları alıp yere çarpmış, kanını akıtmış nice aşığın biliyor musun. Ve sen ey güzel. Seviyorum seni diye başım önüne mi gelsin.
Şimdi bugündeyiz....
Yani 10 Haziran 2013.
Peki yaşın kaç?
Bu yazıyı okuyorsan sana yazdığımı bil... Yaşın ne ben bilmiyorum. Ve bugünden sonra sen kaç yıl yaşarsın! Şimdi seninle oturalım ve bu hakikatları konuşalım.




-
Ömer Faruki
Tüm YorumlarHocam size nasıl ulaşabilirim ?