Henüz nefesim dünya havasına çarpmadan,
Bir "Hasret" ninnisi çalmaya başlamış
Anamla babamın gönül telinde.
Kanser, ablamın yedi yaşını
Kâğıt misali buruşturup atmış toprağa.
On can niyetine, dokuz can sıkışmışız sofraya;
Anam, babam ve kalan yedi evladı...
Ben...
Ortancalığın kimsesiz koridorunda;
Ne korunacak kadar küçük,
Ne yük sırtlanacak kadar büyük.
Urfa’nın tozunu saçlarımızda getirip,
Antalya’nın tuzlu sularına bırakmışız.
Babamın elleri;
Çatlakları arasında emeği biriktiren nasırlı bir harita...
Evimiz yamalı gecekondu:
Sıvası eksik, camı naylon,
Kapısı eski battaniye.
Soğuk, bizden önce uzanırdı yerdeki yatağa.
Rüzgâr battaniyeyi her savurduğunda;
Yoksulluğu dışarı mı atıyorduk,
Yoksa geceyi mi alıyorduk içeri?
Bilinmezdi.
Anam, duman kokulu bir ayet gibi dururdu ocağın başında;
Çalı çırpıyla kaynatırdı sabrı.
"Tokum" derdi her seferinde;
Sadece anamın ağzına yakışan o asil yalan...
Dokuz cana bölünürdü bir tabak bulgur,
En çok anamın payı eksilirdi.
O eksildikçe,
Biz can bulurduk.
Okul yolları...
Şafak sökerken, köpek sesleri eşliğinde,
Kalbim ağzımda attığım adımlar;
Yırtık ayakkabı içinde, ayaklarım birer buz kütlesi.
Mevsimler dönerdi üzerimde, eksiklik baki:
Ya montum olurdu, çorabım delik;
Ya ayakkabım olurdu, önlüğüm sökük.
Sabahın ilk ışıkları, "Andımız"ın peşi sıra...
Mikrofondan yükselen ses, ismimi okudu.
Hüseyin Hoca'ydı, evet...
Ne var ki yanına yoksulluğumu da iliştirdi bir yafta gibi.
Bize "bağışlanan" yeni botlar, gıcırdayan montlar;
Aynı renk, aynı kesim, aynı damga...
Okul bahçesinde herkesin önünde dizilmiş,
Hüzün heykelleriydik.
Sevinç, eğreti dururdu üzerimizde.
Beslenme saati;
Çocukluğun en dik yokuşu.
Çantalardan yayılan köfte kokuları,
Çikolata sürülmüş beyaz ekmek dilimleri...
Arkadaşının ekmeğinde gözü kalmış bir kız çocuğu...
Arka bahçenin en kuytu köşesine saklanır,
Suç işler gibi çıkarırdım şeffaf poşete sarılı yufkamı;
Salçası kurumuş, boynu bükük,
Sessiz gerçek...
Tuğçe...
Elinde çikolatalı ekmeğiyle,
Gözleri masmavi parlayan mucize.
"Değişelim mi ekmeğimizi?" dediğinde,
Zamanın gırtlağı düğümlendi arka bahçede.
Bir çocuğun merhameti,
Diğerinin umudunu yeşertti.
Yağmurlar yağardı sonra;
Kışın bitmeyen soğuk ağıdı.
Okula varana dek sırılsıklam olurdu bedenim.
Varınca sobanın harına sokulur,
Üstümden buharlaşan nemin içinde kendimi unuturdum.
Tam kururdum, tam iliklerime sızardı sıcak;
Zil sesiyle yeniden sürgün edilirdim yağmura.
Zaman su gibi aktı üzerimden,
Nice sofralar kuruldu, nice mevsimler geçti.
Lakin sorsanız; kalbimin dikiş tutmaz yerinde
Hâlâ o küçük kız çocuğu bekler,
Şehirler değişir, aynalar yaşlanır;
O ise arka bahçenin mahcubiyetinde çakılı kalır.
Birinin gelip bakışlarındaki kederi anlamasını,
Yoksulluğunu unutturup zamanı durduran o soruyu sormasını bekler:
"Değişelim mi ekmeğimizi?"
Kayıt Tarihi : 5.04.2026 03:59:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!