Hüzün Heykelleri Şiiri - Zeynep Deveci Ö ...

Zeynep Deveci Öztürk
6

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Hüzün Heykelleri

Henüz nefesim dünya havasına çarpmadan,
Bir "Hasret" ninnisi çalmaya başlamış
Anamla babamın gönül telinde.

​Kanser, ablamın yedi yaşını
Kâğıt misali buruşturup atmış toprağa.
On can niyetine, dokuz can sıkışmışız sofraya;
Anam, babam ve kalan yedi evladı...

​Ben...
Ortancalığın kimsesiz koridorunda;
Ne korunacak kadar küçük,
Ne yük sırtlanacak kadar büyük.

​Urfa’nın tozunu saçlarımızda getirip,
Antalya’nın tuzlu sularına bırakmışız.

​Babamın elleri;
Çatlakları arasında emeği biriktiren nasırlı bir harita...
Evimiz yamalı gecekondu:
Sıvası eksik, camı naylon,
Kapısı eski battaniye.

​Soğuk, bizden önce uzanırdı yerdeki yatağa.
Rüzgâr battaniyeyi her savurduğunda;
Yoksulluğu dışarı mı atıyorduk,
Yoksa geceyi mi alıyorduk içeri?
Bilinmezdi.

​Anam, duman kokulu bir ayet gibi dururdu ocağın başında;
Çalı çırpıyla kaynatırdı sabrı.
"Tokum" derdi her seferinde;
Sadece anamın ağzına yakışan o asil yalan...

​Dokuz cana bölünürdü bir tabak bulgur,
En çok anamın payı eksilirdi.
O eksildikçe,
Biz can bulurduk.

​Okul yolları...
Şafak sökerken, köpek sesleri eşliğinde,
Kalbim ağzımda attığım adımlar;
Yırtık ayakkabı içinde, ayaklarım birer buz kütlesi.
​Mevsimler dönerdi üzerimde, eksiklik baki:
Ya montum olurdu, çorabım delik;
Ya ayakkabım olurdu, önlüğüm sökük.

​Sabahın ilk ışıkları, "Andımız"ın peşi sıra...
Mikrofondan yükselen ses, ismimi okudu.
Hüseyin Hoca'ydı, evet...
Ne var ki yanına yoksulluğumu da iliştirdi bir yafta gibi.
​Bize "bağışlanan" yeni botlar, gıcırdayan montlar;
Aynı renk, aynı kesim, aynı damga...
Okul bahçesinde herkesin önünde dizilmiş,
Hüzün heykelleriydik.
Sevinç, eğreti dururdu üzerimizde.

​Beslenme saati;
Çocukluğun en dik yokuşu.
Çantalardan yayılan köfte kokuları,
Çikolata sürülmüş beyaz ekmek dilimleri...
Arkadaşının ekmeğinde gözü kalmış bir kız çocuğu...

​Arka bahçenin en kuytu köşesine saklanır,
Suç işler gibi çıkarırdım şeffaf poşete sarılı yufkamı;
Salçası kurumuş, boynu bükük,
Sessiz gerçek...

​Tuğçe...
Elinde çikolatalı ekmeğiyle,
Gözleri masmavi parlayan mucize.
"Değişelim mi ekmeğimizi?" dediğinde,
Zamanın gırtlağı düğümlendi arka bahçede.
​Bir çocuğun merhameti,
Diğerinin umudunu yeşertti.

​Yağmurlar yağardı sonra;
Kışın bitmeyen soğuk ağıdı.
Okula varana dek sırılsıklam olurdu bedenim.
Varınca sobanın harına sokulur,
Üstümden buharlaşan nemin içinde kendimi unuturdum.
​Tam kururdum, tam iliklerime sızardı sıcak;
Zil sesiyle yeniden sürgün edilirdim yağmura.

​Zaman su gibi aktı üzerimden,
Nice sofralar kuruldu, nice mevsimler geçti.
Lakin sorsanız; kalbimin dikiş tutmaz yerinde
Hâlâ o küçük kız çocuğu bekler,
​Şehirler değişir, aynalar yaşlanır;
O ise arka bahçenin mahcubiyetinde çakılı kalır.
Birinin gelip bakışlarındaki kederi anlamasını,
Yoksulluğunu unutturup zamanı durduran o soruyu sormasını bekler:
"Değişelim mi ekmeğimizi?"

Zeynep Deveci Öztürk
Kayıt Tarihi : 5.04.2026 03:59:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!