Softa'nın bir besmelesi,
Güldürür şeytanı,
Yobazın bir duası,
Kahreder insanı.
Softa'nın yaptığı haç,
Görmez ki komşusu aç,
Beni dinlersen dostum,
Öyle sofralar dan kaç.
Bir cam kenarında, sisli bir perşembe
Öğleden sonra kahvesinin buğusu yükselirken.
Zamanın nabzı yavaşlar,
Sokak lambaları erken uyanır.
İçeride,
Geri dönüşü olmayan, bir yoldan gidersem,
Ardım'dan timsah gözyaşlarını dökme sakın,
Sana bakıyorum. Gözlerin, hani o herkesin sıradan dediği, kahvenin en derin tonlarını barındıran gözlerin... benim için tüm evrenin başlangıç noktası. Ne zaman kirpiklerin titrese, kalbimin göğüs kafesime sığmayan o garip coşkusunu hissediyorum. Sanki içeride bir kuş, kafesten kurtulmak için çırpınıyor ama biliyor ki, asıl özgürlüğü senin yanında kalmakta.
Aramızdaki bağ, ne aceleci bir tutku, ne de geçici bir heves. Bu, daha çok kök salmak gibi. En şiddetli fırtınalarda bile birbirine kenetlenen, toprağın altında sessizce büyüyen iki ağacın hikayesi. Yan yana duruşumuzda, dünyanın tüm gürültüsü birden kesiliyor. Sadece senin nefes alışının ritmi kalıyor, o da benimkine karışıyor.
Seninle geçen en basit anlar bile, en görkemli maceradan daha değerli. Elini tuttuğumda, avucunun sıcaklığı, aklımdaki her şüpheyi, her yorgunluğu eritiyor. Bu bir söz değil, bu bir his. Sanki ruhumun kayıp parçası, nihayet ait olduğu yere dönmüş gibi. Sen, benim okuduğum en güzel şiirsin. Vezni olmayan, kafiyesi aranmayan; sadece hissedilen, her satırında yaşamın anlamını taşıyan bir şiir. Ve ben, bu şiirin sonsuzluğa kadar sürecek okuyucusu olmaya razıyım.
Seninle geçen her an, takvimin sayfalarından koparılmış, gizli bir hazine gibi. O anlar ne kafiyeye sığar ne de ritme, sadece derin bir nefes alıp vermenin doğal akışına. Seni ilk gördüğüm o gün, dünya anlamsız bir gürültüden ibaretti. Sonra sen geldin.
Yürüyüşün, konuşmandaki o eşsiz duraklamalar, gözlerinin bana değdiği o an... Her şey yerli yerine oturdu. Sanki evren, beni binlerce yıl bu sakin limana ulaştırmak için dönmüş durmuştu.
Artık sabahları güneş doğarken, ilk düşündüğüm şey senin adın oluyor. O isim, dudaklarımdan dökülürken, bir dua fısıltısı gibi. Akşam olduğunda, yıldızlar gökyüzünü bir dantel gibi örerken, ben sadece senin sesinin yankısını arıyorum. Sensiz geçen zamanlar, ıssız bir çöl gibi; her adımda susuzluk, her nefeste bir boşluk.
Aşk,
sessiz bir odada yankılanan
en gürültülü çığlıktır bazen.
Parmak uçlarında biriken
o ilk heyecan,
Zamanın durduğu yerdir seninle geçen an.
Bir nefeste bin yıl yaşarım, o an.
Ellerim ellerinde, kaybolur bütün keder, hüzün.
Sanki o an için yaratılmış bütün evren,
Ve o an, sonsuza dek sürsün isterim.
Her sabah
senin sesinle uyanmak
aynı şiiri
tekrar okumaktır,
Ama her seferinde
Dert üstüne dert çile üstüne çile,
Dayanılmaz olsa da dayanmamız gerekir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!