Cadeler sokaklar mermerlerle döşeli,
Kafalar beton olmuş, her yer dört köşeli,
Fabrika dumanında her tarafı kara bulut,
Yaşanılaçak bir kent değildir şehir.
Seni sevmek,
Hiç bilmediğim bir şehrin sokaklarında
Kaybolmak gibi.
Haritaya bakmıyorum,
Yolları sormuyorum kimseye.
Gönül bağım viran olmuş yatardı,
Dert üstüne bin bir dertler katardı.
Güneş doğmaz, her gün erken batardı,
Ufkumu şen eden o ışık sensin.
Şehirden bir güzel geldi köyüme,
Güneş doğdu sandım, bakıp yüzüne.
Adı Şehriban, düştü gönlüme,
Yüreğimde bir neş'e, söz olur durur.
Bu şehir, her köşesi bir veda olan eski bir fotoğraf albümü. Otobüs camlarında akıp giden ışıklar, hiçbir yere ait olmayan hızlandırılmış anılar. Her kaldırım taşı, aceleci bir ayak iziyle mühürlenmiş. Geceleri, caddelerdeki fısıltılar yükseliyor: "Unutma." diyor bir elektrik direği; "Yetiş." diyor bir tren düdüğü. Biz hep birilerine yetişmeye çalışırken, aslında kendi ismimizi kaybettik. Şimdi, kalabalığın ortasında durup, yüzümü rüzgâra veriyorum. Rüzgâr, binlerce farklı hayatın karmakarışık romanını okuyor üzerimden. Şehrin nabzı, benim göğüs kafesimde atıyor sanıyordum, oysa ben sadece o büyük ritmin içinde titreşen küçük bir aksaklıktım.
Kapıyı kapattım.
Arkamda kalan ses, yankılanıp
Beton duvarlara karıştı.
O an, devasa bir binanın
En üst katından serbest düşüş gibiydi.
Bir eğri çizer varlığın, ne başlangıcı ne sonu var.
Ben o eğrinin etrafındaki boşluk,
Ne kadar uzaksak o kadar yakın hissederiz.
Çünkü mesafe, aramızdaki madde değil.
Bu dünyadan gidiyorum,
Soranlara selam olsun.
Bu diyarı terk ediyorum,
Gelenlere selam olsun.
Dünyadan çektim elimi,
Gel ey derviş, bu dem mestlik demidir,
Terk et bu dünyanın boş gamını, keder.
Sunulmuş o kadeh, ruhun hem demidir,
İç Aşk'ın şarabını, kalk Semâ'a gel.
Umadığım yerden çıktın karşıma,
Yeniden girdim on beş yaşına,
Renk katın hayatıma bakışınla,
Gel desem gelirmisin sen.
Sensiz hüzün kaplar yüreğime,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!