Tanıyorum seni!
Evet, evet tanıyorum…
Yüzlerce şiir önceydi karşılaşmamız,
bir kitap ayracında unutulmuş bir bakıştık biz,
bir pencerenin ardında,
Taşın Sabrında Ben
Bir taşın sabrında başladım ben.
Ne zaman vardı, ne yön,
yalnızca beklemek,
her şeyin geçip kendinde kalması.
“Toprağın kalbine düşen ilk damla olur musun?”
Kapı aralanmadı,
rüzgâr esmedi,
Topukların Hakkı
“Şu topukların hakkını veremeyeceksen giyme,
lütfen.”
Söylemesi kolay bir cümle gibi duruyor, değil mi?
Ama içinden geçtiği kalp,
Topuk Sesleriyle Diriliş
Bir dua gibi başlar kadının suskunluğu.
Evinden çok beklentilerle evlenir, Bir adama degil- Bir masala inanır.
Saçlarının arasına sıkıştırılmış tüllerle bir ömrü Taşır omuzlarında.
Kına gecesindeki o narin dans, aslında vedadır.
Tuz ve Ateş
Göğün damarları şişmişti,
karanlık bulutlar taş kesilmiş bir öfke gibi
şehrin üstüne asılmıştı.
Üç Yürek, Bir Söz
(Bedreddin Cem Sultan Pir Sultan Abdal)
Toprak Adalet İsterdi
Unutamadım.
Sana dair her şeyi değil belki,
Ama bazı detaylar var ki,
Sanki zihnime kazınmış…
Elinle tuttuğun fincanın rengi,
Gülerken dudağının bir yana daha çok kıvrılması,
Unutmak Dediğin
Bir şeyler, sessizce yer değiştirdi içimde.
Adını koyamadığım bir ağırlık,
yerini arar gibi dolaştı durdu.
Ne eksildim, ne çoğaldım;
UNUTSANA BENİ O ŞİİRİN O DİZESİNDE
Göğün çatlağından sızan karanlık
bugün omzuma düştü.
Adımlarımın yankısı bile bana yabancı artık.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!