Kana bulanmıştı insanoğlunun eli
Kabil'den beri.
Bataklığın içinde debeleniyordu,
şair hayalindeki güzeli anlatıyordu:
Bülbül ötmüş,sevgili onu terkedip gitmiş...
İçten bir duadır
Yazım yanlışı olsa da cümlesinde,
Umudun haykırışıdır
Devrik kelimelerinde;
Yıkık dökük evlerden
Göğe yükselen
Tren istasyonlarında
Kırk ayak gibi ince, uzun terenler,
Kimisi uykuya yatmış sessizce bekler.
Kimisi raylarda yılan gibi tıslayarak gider.
Put duruşlu banklarda oturur yolcular.
Cana can katan güneşim.
Aydınlık işçisiyim.
Fedakarlık benim işim.
Her gün yol alırım doğudan batıya,
Kuzeyden güneye.
Senden dünyaları istemedim sevgili!
Beklemedim kendinden vazgeçmeni.
İnişli- yokuşlu, dikenli
Kapına çıkan yollarda
Göstereceğin bir vefa uğruna
Harcadım deniz ılığı tebessümlerimi,
Ne diyor şu kopan fırtına
Fedakar, cefakar yağmura?
Hangimiz benziyoruz ki ona?
Bakar mısınız yağmurun yaptığına.
Acelesi var sanki yağmurun.
Bir yanım eksik,
Zamanı ilaç sandım.
Meğer yalanmış,
Kapanmaz bu yara.
Kimsesizlere fısıldar
Dört bir yana savurdu bizi ayrılık yeli.
Sarardı soldu benzimiz sonbahar yaprakları gibi.
Aynı gökyüzünün altında,
Yıldızlar kadar uzağız gönüllerin dünyasında.
Düştükçe ömrümüzden takvim yaprakları,
Söndü gönül fanusunda yanan sevgimiz.
Nazım demiş ya:
‘‘Küstürmeyin iyi insanları hayata.’’
Ben de derim ki:
Yarasalar kadar olamıyor muyuz ki
Küselim hayata.
Olasılıkların imkansız olmadığını bilirim.
Mayınlı sınırları aşmayı denemeyi severim.
Ben de bilirim, ölüler cevap veremez;
Sözler tutulmamak için verilmez.
Senli hayata inanmıştım bir kez.
Anlasana, çıkılan yoldan dönülmez.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!