Ey, azizler şehri El aziz!
Yarimi büyüten anneliğe haiz.
Tepeye kurulmuş kartal yuvası sanki,
Güzelliğine yükseklerden bakar Harput Kalesi.
Sevdandandır zamana direnen Arap Baba türbesi.
Sen ne ay’ım ne de güneşimsin.
Çünkü ay da güneş de
Bir görünür bir kaybolur.
Anladım…
Aysız, güneşsiz bir süreliğine yaşanırmış.
Ben sana bakıyorum, sen bana.
Her kelimende okyanus derinliği mana,
Nefesim yetmiyor seni anlamaya;
Oysa ne umutlarla gelmiştim sana.
Dönerken çaresizliğin girdabında
Çocuk büyütebilmek zor zanaat.
Anne baba çocuk için iki kanat.
Çocuklar özgürce büyüyebilir,
Güneşin doğuşunu görebilir
Ancak anne babanın kanatları altında
Bir anne kumru yakıcı güneşin altında.
Sevgiyle ördüğü çer çöpten yuvasında.
Koynuna sığınmış en kıymetli hazinesi.
Yüreğinde hissediyor gözbebeğinin sesini.
Yüzünden süzülüyor anne merhameti.
Siper etmiş narin gövdesini.
Acılar bana düşman mı dedin,
Çektiğin acılardan şikayet mi ettin?
Düşsen de acılar kozasına
Sancıları çekilmez olsa da
Hayat sona erer sanma.
Acılar hayat vadeden koza
Adana’nın kalbinde durur bir şadırvan,
Susamışlara huzur verir musluğundan akan;
Küçük ilim odaları etrafını saran.
Ecdadın ruhunu taşır bu mekan.
Her bir taşı tarihin tanığı;
Gözlerim gördü yüzündeki riyayı.
Çöpe attım üç kuruşluk yalanları.
Gönülde dolaşsa da hayal kırıklıkları,
Kanatsa da unutulmaz hatıraları.
Melek yüzlü ruhu ve vicdanı
Sevginin ısıttığı daracık kafeslerde
Duyulur muhabbet kuşlarının melodisi,
Demir yürekli telleri
Parçalar seni seviyorum sesleri.
Ayak uydurur oynak ritmine
Cefakar ayakların tepinmesi.
Akşamlar sığındığım güvenli Hira,
Kendimi gördüğüm gerçek ayna.
Hadi benliğim çık ortaya.
Sen ve ben baş başa,
Konuşalım doya doya.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!