“Keşke konuşsaydın şimdi ama şimdi….. Ne çok şey anlatmıştı bu iki kelime. Sesler sustu bu iki kelimeyi yankılandı bütün gece yalnızlığında Ah! ... Keşke olsaydın konuşabilseydin zorlanmadan için için aşkım demeni..Ne sen konuştun, ne acılarım ne dertlerim, ne de ben..
“İçin” ışıklar sönmüş-mumlar yakılmış en istendik zamanlarda.
Bir poşetin içinde ruh denize bırakılmış gitmelerin mesajı gibiydi her şey.Seni aradım, dahası içimde melodik bir ruhsal ses olan “ tırtıl” demeni özledim.
Dalgaların arasında beni kaybettiğin sen denizinde yüzme bilmediğin ilk deniz sefamızın şifreleri çürüdü içimde.Hani seni daha ileri taşımak için çekişerken,kaybolan yüzüğünü kumsalda arama anındayım.
Ha geçen gittim aradım, aradım benimin içinde buldum o yüzüğü… Sahi,sen denizi o yüzüğü neden geri getirmedi.Muhteşem fırtınaların neden dingin, neden artık sevmiyor beni boğmaları. Aşk arası yaz yağmurları neden yağmıyor…Henüz dokunulmamış gözyaşların varsa ıslanmak isterim,orda bensiz akıtma…
Garantisi bitmiş aşkın.Kaskosu yoktu bu ayrılığın.Her an başka bir güzelin kazasında yaralanabilirdim.
-Burası İnsanlık …
Vicdanların cüzdanı yoktu.Yaptıklarımızın cimrisi değildik.Günah ve hatalarda hiç kimse nedense cimri, pinti, tutumlu değil.
Oyun içinde oyunlar soyunuyordu.Hayat, kendi dansözlerin sözlerinde oynaşıl hesaplar sunuyordu.
-Bulantı tamlamasını kuruyorduk isimsiz, sensiz, tanımsız doyumsuzluklar cümlesinde.
-Ben de bir insan zerreseyim.Kutuplarıma hep penguenler yaşamıyor Elnaz.
Kelebek Valsın Bitmez Gün’eşlerimde
Casus uçaklarım var bensiz gezdiğin arayış kayıplarında.Radarın kaderime yakalandıktan sonra, aşk keder oldu.
-Sulu gözlerinden özetlenmiş hayatlar gördüm.Kopya dönemi bitti.
Ruhun çığlık çığlığa düşlere düştüğü benli üşüme mecrasında mecalim eceline kadar takipte.
*23* 23* 2010
Bir fırtına besledim, bağrımın en yanık yerinde. S’ellere ders verdi senden sürüklenişim.
-Sulara rüya anlatan köpüğün sesinde dinledim seni. Rüyadan riyaya geçilmez sığ suların vardı. Yüreğin Kızıldeniz. Musa’nın sevi kızısın, aşk peşinde geliyorum .Su , inanç ile kardeş.Su ,sevgi ile paydaş. Bütün temizler, bütün güzellikler iç ummanına umut ve ben bir köpük peşinatında geldim sana.
…: Köpük bir …:
Kopuş ta yürekten olmalı ki akışa engel teşkil edecek bir çer çöp kalmamalı.
Keyfe giyinik gürültülerle koşuyor özlem savgısı
Çılgın hayfın son hecesine ekledi beni yalnızlık
Fışkıran bir hayalin “ den “ halinde çekimlendi beni arzular
Havada uçuşan gitmelere benzer gitmelerim
Gidiyorsan git diyemedim kelebek vadisindeki güneşine
Orada ölümcül öpücükler derlenmiş bensizlikten..
muamma içinde kalmış ummanlarım
umman içinde sana kalmış umutlarım
kurumuş yaramın kördüğümlerindesin
soyunuk kaldığım sevdanın ortasındayım
eskimiş söz kadar yüzebiliyorum sensizliğe
*Düşlerim yanık. Bağrım ıslak. Ateş ile gözyaşı arasında araflarım.
-Kırık bir sızıyı taşıyor sözlerim. Acınacak halde değilim, acılarını derledim, acılarıma ekledim. Biraz varlıklı sayılırım sayende.
Hüzün karası aşk aralarındayım. Varamadıklarımın v’aranıyım.
-Vuslatın seccadesindeyim, ellerim duada. Rabbim, bu yaramın meçhul meşherini yaramla tanıştır.Bu dönmeyi bilmeyeni dünyam
yap ki yirmi dört saat önce kendi ekseni etrafında sonra aşk güneşimizin çevresinde.
-Çevirip çevrelesin ışık olarak, aşk karışısın her hali. Karanlıklarımın en diplerine kadar aydınlık yapsın.
-Uzakları kavuran yalnızlığın külünden sonra yetişen güllerinin b’ahçıvanıyım. K’özlerin yakıyor yakarışlarımı. Yakılmamış bir ben var, onu da yakar mısın yeniden aşkla.
*Üşüyen alevlerini sunar mısın? Suna olup kına yakar mısın yakılmamış, yaşanmamış aşk demlerimize.
En yakınımsın ezberlerin geçer alt yazıyla yüreğimdeki ekrandan. Gidişini reklam arası olarak görüyorum. Uzun metrajlı bir aşk dizisiydik. Dört yıl sürdü, dört bin alemde izlendi.
*Rolüne çok çalışıyordun,bu yüzden reytinglerin yüksekti bu ruhlar meclisinde.
-Benim işim daha zordu, senarist,yönetmen, sevenkeş, bir de can kırıkçısı.
Hüzünlerin dolunaylarına dolanıyor bedeller.Binlerce acı beni ısırıyor yılancıl olduğum ısırgan anlara taşıyor.Gözlerine baka, sıcağına yapışa yapışa yanılgıların zehrinde meğer kendimi zehirliyormuşum.Sen masum bir melek olarak güzel bir geleceğin ay ışığıyken bense, yitirilmişliğin en azgın sularında su içinde susuzulluğa susamış bedevi arzular çerçisiydim.Yürek ağrısı kül döker yanılmalara.Güvenin türkülü bir hece gibi okunur yüreğimde.
Aynalar gösterir beyaz yönlerinin zor bulmacasını.Sevda, ihanete uğramamış gizemli bir masallar ülkesi olarak
Kalır yaşadıklarımızda. Gönül avuçlarından dökülen pınarlarda yıkandı vicdanım.Kaldım her şeyi yalnız senli bir sen ile binlerce ben arasında.Terk edilmenin son mağarasında sarkıt dikitlerden dökülen damlalardan ders aldı kabullenişim
“aşk bizi çoktan terk etti.....
ben bizi çoktan terk ettim....
sen bizi çoktan terk ettin....
Yaşamayı öğretecekti ali cenap buluşmaların.Bütün umudumu bu yolda harcadım.Harcanacak başka bozuk kalakalışım yoktu. Biraza kalmış yokluklarım vardı.Gülümsemenin can damarıydım.Dahası tebessümün mumuydum kendi etrafıma veremediğim güleç demler için.
-Masmavi hülyalarım vardı.Sen malihulyalarımdan sonra gelen pınardın.
Damlaların aşkın gözünden akardı.Ağlayışına meftun bir aşk kutbuydum.
Uzaklarında yaşayan penguenlerim vardı.Buzul istemlerimle sana geliyordum.
-Sükûtların altın rengindeydi. Susturulmuş çığların vardı. Varlığımı iğneleyen sözsüz yamaların can defteriydim.
*Ruhsuz risalelerin okunmamış yaşamların diliyim. Kimsesiz yalanlarım var.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!