senli anın ışık kuşaları uçar yüreğimde
kanatlarını açıyor kavuşmanın muştusu
söylenmemiş sözlerin dili çözülüyor
zaferini sarılışına saklamış sarmal özlemlerin bileşkesinde aşk
evveli tümleyen ilgilerin sonsuzluğu doğuyor sol yanımda
yüreğe ışıklarını bırakıyor tutkunun ömrü
23.23.2010
Suskuya El ‘aziz ‘e Arası
Aşk vuslatın yan komşusu arada gitmek gerek gülüm.İçe içe gidişleri görmek lazım.İçerde içini yıkayan kumruları izlemek ,sonra kursunu hırsından almayan güzelliklere alıştırmalar yapmak lazım.
Sessiz sessiz sensizlik birikiyor aşkın ven şemasında. Pi’den sonra sayamıyorum günlerini. Aşkın “pi” hali kötü.Çok farklı sayılar var .
Yaşamayı öğretecekti ali cenap buluşmaların.Bütün umudumu bu yolda harcadım.Harcanacak başka bozuk kalakalışım yoktu. Biraza kalmış yokluklarım vardı.Gülümsemenin can damarıydım.Dahası tebessümün mumuydum kendi etrafıma veremediğim güleç demler için.
-Masmavi hülyalarım vardı.Sen malihulyalarımdan sonra gelen pınardın.
Damlaların aşkın gözünden akardı.Ağlayışına meftun bir aşk kutbuydum.
Uzaklarında yaşayan penguenlerim vardı.Buzul istemlerimle sana geliyordum.
-Sükûtların altın rengindeydi. Susturulmuş çığların vardı. Varlığımı iğneleyen sözsüz yamaların can defteriydim.
*Ruhsuz risalelerin okunmamış yaşamların diliyim. Kimsesiz yalanlarım var.
Ömür,kendi karanlığının şifrelerini sunuyor.
El yordamıyla ellere giden bir yarin el sallama törenindeyim.
-El sallayarak uğurlanan bir maşuğun can kaşığı gibiyim Kedersizliğin soğuk çorbasını içercesine yudum yudum sensizliğin yurdu oluyorum.
Kader kendi ninnisi okuyor gecelerime.
Çaresizliğin çarmıhına giriyor bekleyişlerim.Bikri bir güneş doğuyor içimdeki senli kente.
Ruhumuzun koylarında aranmışlığı dalgası bir peri sunar,su masalı başlar sensiz ve dalgasız her kalışta.
Gecelerin yıldız kürekleri susuz özlemlere beni taşırlar. Susar hayat,susar kavuşmalar.Yıpranmış övünç teknemizde,sensiz hıçkırıklarımızın sesi dalga olur algısız ve sensiz her ruh denizine.
“kırgınım;
beni yüreğime kırgın bırakan herkese;
bir şehre, gidene,gitmek isteyene
bu dünyanın, tebessümü unutmuş”
Elmaslar getirdim yüreğimin sevgi kuyumcusundan ışıl ışılsın
Duygularına sanatlandı bütün umutlarımın denizi birden..
Adın kadar,kavuşma anın gökyüzüne değdi ben bende değilim
Yollarında güller dizilen son kentli Leyla gibi güzelleşiyorsun aşka
bumerangın sungusuyum eşim uçtu
erenlik sularımda yas var coğrafyamın
Anızlar derledim sazlıkların son canhıraşında
su perileri yolculuğumdayken yol bitmelerine tümlendim
ataklığın uçarılarında aklandım
saklandım sana ve dönüşlerine
kandırmacalar ile bulmacalar amacın sorusu
cevap bekleyen vuslat
bir gün gelir gibi yapıp hiç gelmeyenin olgusu
s’anmacalar resitali
iç ağlayış
sen de sendedir kalış
23. 23. 2010 Nazlıcansız yıllara ithaf
Bu şehir en çok damlalarını sevdi. Bu şehir en çok böyle ıslandı.
Bu şehir en çok beni anladı, dinledi, uğruma yakınlığını süpürge etti saçların yerine.
-Şimdi bu şehirde kim ağlasa sen ağlıyor gibi içime içleniyor.
-Seni görmeyeli çok olmuş, turnalar uyanmış, Kıtmir bağrımdaki mağarada seni beklemekten vazgeçmiş.
güneşin doğuşuyla küsen doğu’nun ışıltısıyım
kardeşliğin aydınlık yüreğini taşıyorum
ütopyalar devşiren sülüklerin derin kuyusunda değil vatan bağrım
aç beyinlerin penceresinde açılan kaknus değilim
birlikteliğin arasında akan bengisularım akar
cennet ,meğer aynı doğruda doğrulanmakmış




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!