İçi içlenmiş sayıklamanın sayacı gibiydi bakışların
Aklın durduğu anların elektriği oldun
Bir çarpma , sende kalakalma sinerjisiydin ölmeden önce
Hazların azında azalmaktı sevi diyarına
ruhumun Konfüçyüs' ü aşk yoksa yok neyin aşkı
bu neydi peki içimde mitik permaları sonsuz kılan
“Dudak uçlarımda sana baharlar ıslattım öp çiçek halimden
Kırılan bir kaleme yeni bir alem sun söz ile göz arasından
Yarınları tara anları ara aşk arası ben arası sonlardan
Rüzgara tut kavuşmaları bir günleri uçur ayrılıklarından
Ödünç yaşamların son basamağından bir kez daha düşle beni
Böğrüne yeni bir aşk kimliği tak uzak kalışlarından ismin okunsun”
bilindik bir sevginin valiziyle geldim sana
içinde tüm duygular derlenmiş yeni ayrılık
beni seni sessizlğine bırakıyor
suçlu seller sürüklüyor arzularıma yalnızlığa
desen yıne okyanustasın
Mum ışığı zarifliğini eritiyor.Ruhsal tesbitlerim tesbihini çıkar.Boncuk boncuk kişiliğin dizelenir.
Huzuru aramanın şelalesi akar karakterimdeki dev kazana.Coğrafi bir şekilsin yürek kıtamda. Kürelerine ulaşılamıyor.Acep buzulların aşk ateşimi mi eritir.
Ben şu anda içinde bulunduğum başka bir halin aynasıyım. Başka haller hilelerini sunar.Bu halim ruhuma özgür sen’ler sunar.
*İçsel çatışmalarım iç çocuğumla kavgalı değil. Bilinçsiz direnç gösterisi yapmıyor doyumlar. Akli olana akil, aşki olan aşki, baki olan baki, ölçülü olan ölçü olup kaliteli yaşamanın yazgısı oluyorum.
Bir ürpertinin tinlerimi canlandırdığı mecralar hücresindeyim.
-Adılın geçiyor cümle başımda.Başım dumanlı cümlelerin içinde yüklemine yakın sevgiler vurguluyor.
Yokluğuna imgesel derinlikler yükleyen umutlarımın öteleridir.
-Rotası senli hayallerime çeviren algı gemisinin kaptanıyım. Damla denizinde deniz aşırı bekleyişlere gidiyorum.
-Berraklar süpürüyor içimdeki kuşkuları.Gözlerine son baktığım günün anı dile geliyor.
…:
- Ruhsuz kalmıştı bilginin geldiği nokta.Noktasız amaçların cümlesinde ağlıyordu gerçek.
Anlamlı kayıpların manasında kalıyor bilinç eriyişim.Kirlenmiş tenler kadar, kirlenmiş düşünceler dizeleniyordu yaşanırlığın kutuplarında. Amaçları zehriyle emziren fikri deniz anaları vardı. Berraklarımıza sarılıp anlamsız sistemin algılarını sunuyordu.
-Fikri tecimenler vardı. Kültürel bağlarımızın ortasında sülüklerini salmışlardı.Yaşanırlığın en özel kanında emiyorlardı.Bize benzeyen benzerlerimizin dimağında intihal tatlar oluşturuyorlardı.
“Bir insanın gerçeği sana açıldığı kadar değil, içinde sakladığı, sana açılamadığı kadardır.
Bu yüzden, onu anlayacaksan ne dediğine değil, ne demediğine kulak vermeye çalış. “
| Halil Cibran |
yarınlara yarin çığlığı tözlendi gözlerimden sözlerin körlüğü sözlüktür gelişine
Gergefin en ince çizgisine geçersiz sevgiler nesrinde secilenir seçilirim sana
asil aslı'nın tutku kopyasında kopuşlarım kopyalanır susar imkansızlık
eşsiz mitlerin imsel kahramanına kurulur, kurlarına uzanan tümcem
doyumsuz yüklemin noktasında ruh pınar akar sonlara
Unutulmuş her şeyin şeyhi gibi sensizliğin dergahında kendimi anlatıyorum beni anlamayan sana.
-Erkek,kendi algılarının, egolarının gölgesinde, özel tercihlerine teslim olmuş hormonel canlı bireydir. Tercihlerini anlamakta zorlanan karşı cinsin terazinde gerçekler hep ağırdı.Kıyaslanmak, kıyaslara tabi tutulmak ucuzluğuna girmez bilinçli erkek.
-Erkek beyninin teslim olduğu yaşanırlığın kanıtında anısı, anıtı olmayan daha mutlu olur. Kıyası tekamülleşen emelleri sevmez.
-Maç mı ben mi? Kıyası çok denklemsiz bir soruda, karşılaştırmanın hatasına kul olmamak lazım.
-Erkek genelde maçı tercih eder.Onun beyni, egosu, hormonu, algısı oralı olmuşken, seni tercihlerine almaması sana verilen değerle,sevgiyle alakası olmaz Bennara.
-Basit kıyaslarla kendi yüreğinin ağırlığını sermeden yürümek lazımdı.İnsan , tercihleriyle yaşar, yaşatır, gider, gelir.Her şey istendik tercihlerde olmaz.Birincil bir denklemde kalmış bir dengeyi, kalkıp başka ivmelere kazanım yapmak yanlıştı.
Bir eee sesiyle başladı başlamalarım
Başlangıcı olmayan bir başlangıcın sonuna
Yaşlılığımı anımsıyorum her an anılarda
Bir saniye önce yeni yaşlandı tüm yaşamalarım
Her şey yaşamayı yaşarken ıslandı,uslandı
- ''İtaat'' yazılı künyelerimizde, ite atılan hasretlerimizin tasması ses çıkarır yalnızlılarda. Oysa duruşlarımıza yakışını biliyoruz. Küllerimizi savurarak, yeni ateşlere sıcak sevda olmak için yeniden kül ya da başkalarına kul olmaya gerek var mı ki gülüm.
Barut olmanın ateşsiz kalakalılmışlığında yaralarım taşlaşırken başka güzellerin ateşi beni yakamıyorken neden yoksun, yoksul özlemlerimde. Masallar anlatıyordum, mağaranda sensizlikle ölüm ölüme gelmelerine güvercin olup beyazlarına yumurtlardım, yetmez ağ örerdim, yar koşularına katılmayasın diye. Daha ötesi Tepegöz olurdum, senli, sensiz her şeyi yiyen uzak bir yardım. Derdimin hiçbir yerine bir şey batmayan hüzünlü bir tepegöz. Afacan bir Boğaçhan’ın teneke sevgilerle bir gün yaramın bir yerine gelmeyiş bıçağını saplarsa belki aşkımızın acımasız tepegözü olmaktan kaçarım neşelerin şekvası…
İsimlerimizin aktığı, kızıl bir nehirde,çiçekli yastığını yıkıyorum.Nefeslerimize şahit olan,sarılışlarımızın şahidi,aşkımızın ahdi olan çiçek desenli,sen desenli çarşaf da örtmüyor yakarışlarımızı. Yakamozlarını görebildim, nemli gözlerinle.Med-Cezirlerimde mavi tutkularımın dalgalanışı daha izlemedin.Dalgalarımız kırılmadı ölü denizlerde,boğulma tehlikesi geçirmedi ali cenap buluşmalarımız.Oysa,ne çok ağladık çöllerde.Gözyaşlarımız serap olurdu,sessizce akardık,kuytu kaçınılmazlara. Yabancılaşma sevilerindeydi nakışlanışımız.
Birikmiş tuzlu suların en dibinde ruhlarımızın kirlenmişliğini yıkamak gerek.Aynı derdi,aynı deterjan temizlemez ki…Herkesin derdi kendine göre kirli…Sessiz hıçkırıklarını da katmalıyız son yaramızın kirlettiği sevda gömleğini yıkamaya.
Sonra susalım…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!