hayata sunulmus rnkler gıbı..
renk..
ben renklerin dilini yazdım
sen beyazken düşlerimde
siyah bir gelecek eklendi hayallerime
hala kıpkızıl arzular kadar kırmızısın orda
Aşkın en güzel yanına yamalanmıştık. Yaralanışımızın
hükümsüz sanığıyım. Kendimi vurdum son bakışınla.
-Müebbedin esrik düşlerimde. Düşlerimde başlar sarhoşluğum.
Bu özlemin uyanış kıyısında denizleri ağlatan ünlemli damlaların var.
Yeniden bir bütün olmanın kumaşında içsel mevzilerimdeki gerçekliğe sarıldın. İçimdeki çocuğun ağlamasını duydun.
Telaşlarımın talaşlarıyla kalbinin inşaatındayım
Gönül işçilerim sana hizmet etmekte usta
Bir bina inşa etmeli büyük aşkımız
Yeryüzünün en büyük gökdeleni olmalı
Sevmekle büyüyen
Kıskançlıkla sallanan
şimşeğe taranan ürkek bakışının yağmur sonrasıyım
yitik sevdaların nadasındayım
hayaleti olmayan hayalinin tohumları yeşerir aşka
huyunun boyunu aşar istemek
babil kadar yücelir imkansızlık
giyilmemiş özlemleri şık seveni olur gelirim
farkın neresinde fark ettin beni
tütsülenmiş tutkularım utkundur sözlenmeye
sözlü ifadeler kadar ifadiyim sensizlik düşleminde
seni sevmeyi okumaktır son kitabım
ilginin tüm dillerinde anılmak
ama senin yüreğinin kerteciğinde
Asitli yazdım adını sevda tahtasına
Gönlümün bilgeleri seni ezbere bilir
Hayalımın okulunda sen dersleri
Hayalimin okulunda ben dersleri
Yetişmiş sözlerin var yetim yangınlarımıza
İmgesel derslerle anlatıyorum sözlüğünü sözlerime sözlüm
Sen hiç bayramlıklar heveslerini sevip okşamadan daldın mı. Hadi söylesene? Elindeki kocaman poşeti şekerle doldurmak için sevdiğinin kapısını çaldın mı? Kapıda başın okşandığında sevgili eli sandın mı? Ellerin ürkek ürkek gitti aşkın şeker kabına. Avurtlarını doldura doldura kaç şekeri aynı anda aldın yüreğine. Şeker koması geçiren arzularına beni de ekledin mi. Seninle ilk bayramımızı kutlayıp dönerken kar kış kıyameti anımsıyor musun? Otobüs şarampole doğru giderken birden dışarı fırlamıştık.Ama son kurtulup duramamıştı.Arkasında bir grup koşup gitmiştik.Kar ve aşk savurdu.Erciyes eteklerini sallıyorcasına beyazlarını küpürüyordu.Üşümüştün,korkmuştun ama çok sarılmıştın .İşte o anları arıyorum.İşte o hazların soğundayım.Erciyes’e gittim.Ne kar savuruyor, ne arabam şarampole kaydı.Her şey sensiz çok sıradan gibi sıra sıra sıralanmıştım.Şimdi susarsın kara yazılı aşk kitabelerinin kalabalığında...Baştan başa susarsın.
En başta Şezum'dum.Şenzloglarımı kışın kullanırdım,ulanırdım sevda şekerin.Her günüm arefe geleceğin günün bayramına hazırlanıyorum. Sense tepeden tırnağa Omore ve orda ojelerini yeniliyorsun. Güzel kaçışlarının takvimini yazıyorsun. Bense yaprak yaprak okuyorum sensizliği.
Biliyor musun benim hiç bisikletim olmamıştı ama şimdi var.Geçen camlıca yokuşundan boğaz köprüsüne kadar gittim.Demirliklere senin adını yazdım.Gittiğin günün takvim yaprağını aşk bayrağı astım, dalgalanıyor.Bütün İstanbul 23 Kasım’ı bilir. 23 Kasım işgalinde yenik düştüğüm günce.Lain ve lanet dolu…Viy-ana bozgunu kadar ağır. Ama boş ver içimdeki çocuk sensizlik bisikletiyle gezecek sokak sokak,cadde cadde. İstersem bir gün bisiklet yarışına katılacağım güzellerle. Kumrular koşusundayım. Koma beni komaya girdiğim sen yarışında.Gelişin tek şeritli bir yoldu.Şimdi duble yollar ve dolu özlemler de var.
Söylesene senin içindeki çocuk kaç yaşında? O da senin gibi kırılganlığın kırkayağı mı? Ya da bazen umursamaz mı görünür en umursadıklarının uçurumlarında. Senin gözaman o mu gözyaşı güzelliğini onlar da benimser mi? “Hadi içindeki çocuğu bana anlat”
Düşlerinin gül dalına astığın ayrılık şiirlerini herkes okuyor,bir türbe gibi olmuş orası.
Bir fısıltıyla arala yalnızlığımı,bir teneffüs bak ruhumun son sorusuna.
Bu aşkın testinde zor sorular var.
-Aşağıdakilerden hangisi sen yokken ben var olsam da neye yararın yanıtı? Terli hecelerle,kalemi yala yalaya belki çözerim dedim ; ama soruyu sensiz çözemedim, seni daha çözememişken bunu bekleme…
Zulandaki helecanlara biraz sokul dersime.Öldürücü gülüşlerle aydınlat huzur evimi.
Mum aksın, karanlığıma, şafak söksün her yeri sökülmüş acılarımın arasızlığıma. Sarılışlarla çalalım umudun türküsünü.Müzik dersine hazırlık yapmış oluruz. Benim sesim sen gittikten sonra değişti.
Hüzün yüklü ağıt gemimi göz yaşların bastı. Sol yanımda, ruh duvarımda eskiz güdüler var.Batmak üzere olan bir geçmişim var, berrak geleceğimin sularında köpük köpük sevda yıkadım. Tek geleceğim sensin.
Kelepçeli bakışlarında sensizliğe mahkum edildim. Mahdum edilmiş
sözlerinin yanına,can yanıklarımı ekledim. Ben Elazizli Hülagü,sensiz kentleri yıkıp yakıyorum. Yüreğinin Fırat’ı kül ve acı akıyor.Nefretlerinle ninniler söylüyorsun masal aşkımıza.O mutlu güne, benzin döküyorsun.Lanetleme beni tanıdığın güne. Sevgime ,tutkularıma saygı duymanı bekledim.Sevgi sözcüklerime saçmalıklar deyip
fersah fersah kaçışının denizlerinde ahlarımın alaboralarında yok olma.
Benim ahdim İstanbul gibidir, büyük,karışık, tutkusal, bitimsiz.
Dingin rüzgârlardan acı esintiler derledim
gidilmezlerin vavlarında ayrık burgaçların boğumunda
hislerin sislerime karışıyor
yorgun kaçışların ardında okyanusun var mı?
ya da sürgün gönderdiğin bir küçük ada
ya da sensizlik senfonisini çalacak bir orkestra




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!