Sana ne desem
Sana ne etsem
Bilemiyorum.
Dilimin ucunda her şey
Ama
Diyemiyorum.
Önce geriye dön, bak
Anılara gülümse,
Unuttuklarına bile...
Telefon defterinden sildiklerine,
Artık sevgili olmayan sevdiklerine,
İnsan bildiklerine,
Bir kapı zilinde
karşılaşıyoruz birden.
Ben çalıyorum kapıyı,
sen açmıyorsun.
Eski bir masaldan
sesleniyorsun bana.
Gül kokulu bir yalnızlık bıraktın ardında
Kokladıkça Aşk’ı hatırlatsın diye
Çokça hüzün
Biraz hazan bıraktın
Renklerini bir de yüreğindeki sevdanın
Gözlerinden yıldızları toplayıp bana gönderdin
İçimde yemyeşil bir bahar dalı
Ha açtı, ha şimdi açacak
Yüreğim kozasında bir kelebek
Uçtuğunda aşka konacak...
Beklediğim bir şey yok oysa
Kalbim, unut artık o hayırsızı
Kapansın içindeki dinmeyen sızı
Yıllardır aramayan o vefasızı
Derin bir kuyuya atıver gitsin.
Ne gözlerin onu sorup ağlasın
Düştü düşecek bir uçurum yüreğinde
Nereye uzansan aynı karanlık
Nereye yaslansan aynı hüzün
Bir kan damlasıdır yaşam
Hep akan…
Bir veda insanın ruhunu nasıl da kanatırmış
Nasıl da batarmış gün hiç olmadık bir zamanda
Kuşlar göç etmeye başlarmış gözlerinden
Sözlerin buz tutarmış gecenin ıssızlığında
Bir veda insanın ruhunu nasıl da yakarmış
Bir kelebek kanadına gizledim ömrümü
Gün ışığının parlayan yüzüne
Yasaklarına bir Adem elmasının
Sevdasına bir kuş tüyünün
Gitmediğim ülkelerde sakladım yüzümü
Girmediğim düşlerde bıraktım
Bir şarkı bıraksam güne
Bir şiir, bir dua, bir aşk
Sonra binip bir martının kanadına
Terk etsem buraları...
Sıcacık bir gülümseme ile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!