Sen bana sensizliği sormadın hiç?
Hasretinin dilimi nasıl parçaladığını;
Geldin ve gittin hep.
Bilinmez yarınlarda yeniden doğdun.
Sen bana yalnızlığı sormadın hiç?
Tutkulu bir öpüşme gibiydi,
Karabasan günlerde seni yaşamak;
Mavi derinliklere uyanıp,
Göle dalan ördek gibi özgür olmak;
Tutkulu bir öpüşme gibiydi,
Ne yeşil gülüşün, ne mavi ellerin;
Kara gözlerime gömerek geçmişimiz, gidiyorum.
Adresin olmuş kıyametim,
Özlemin olmuş suskunluğum,
Gökyüzünden adını silerek gidiyorum.
İyi- kötü bir dava bu.
Haklı haksız kimse yok.
Savaşmayı bilir savaşırız. Sorgulamadan:
Arkamızda bıraktığımız izleri Ve gelecekteki, etkilerini düşünmeden.
[ Çocuk: “ne zaman bitecek” diye sorar]
[Anne: “gelecek” der.]
Bazen öldürüp bu koca kentleri:
Avuçlarımızda biriktirdiğimiz yarınlarla gideriz.
Adlarımız kazınır ayaklarımızın bastığı her toprağa,
Avuçlarımızdaki yarınlar dökülür,
Gözlerimizin değdiği her pusuya;
Geceleri uyandırmayın güne.
Geceleri saklayın kimseler uyanmasın.
Geceler zehirdir genzimizi yakan.
Bir sinyatür tadıdır içtiğimiz çaylarda.
Bazen severdik, sonra bir baktık,
Gölgesiz sokaklardan geçiyorum.
Göz kırpımı hızında ilerliyor yaşam.
Düşsüz caddelere uzanan daracık yolları;
Gri, siyah evlerle yürüyorum.
Kapılar, pencereler, çoluk çocuk solgun yüzler.
Her zamanki bir akşamdı yine.
Ankara sokakları mahzun;
İçlerindeki yalnızlığa koşuşturuyordu insanlar.
Sokak satıcıları, dilenciler,
İçki şişelerinde tükenen son dem umutlar.
Hayaller süpürüyor sokakları bu suskun gecede.
En masum hallerini giyinerek çıkmışlardı sokağa.
Kim bilir beklide o sokak evleriydi.
Yakılmıştı, yıkılmıştı duvarları;
Koyu lacivert bir gökyüzüydü tavanları.
İki gece arasına sıkıştırdıkları yaşamlarında,
Oynuyorlardı saklambaç.
Ben yüzlerinden çok,
Hayallerine âşık oldum insanların.
Dokunmaktan çok mesafelerine;
Nerede imkânsız bir göz gördüysem,
Tuttum onu kendime tamamladım.
Ne zaman uzak birini sevsem;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!