Serince bir akşamüstü,
Ay saklanmış, kime küstü?
İçip içip rakıları
Yuvarlanmışlar yüzüstü.
Kimi güler, kimi ağlar,
I.
Ufukta kaybolan bir at,
Gidiyor dörtnala zaman.
Gittikçe daralan helezon yollar...
Geceler simsiyah bir pelerin,
Sığındığım sabahtı ellerin.
Bir radyomuz vardı. Evimizin baş köşesinde. Sanki tahtında oturan bir kraliçe... Ne söylerse ağzına bakardık, dinlerdik. Yeri gelir güler, yeri gelir ağlardık onunla...
Rahmetli ağabeyimde alafranga müzik dinleme merakı vardı. Açardı sonuna kadar. Babam rahmetli, alaturka müptelâsı... İki kuşak arasındaki savaşta, olan o güzel radyomuza olurdu. Biri kapatırken ağzını, öbürü kulağını bükerdi. Zavallı tıkanırdı üzüntüden.Sesi kısılırdı, parazit yapardı. O zaman da tokatlar patlardı soldan sağdan...
Odanın köşesinde mıhlanmış bir raf üzerinden seyrederdi bizleri gülerek... Dantel örtüsü başında, evin büyük hanımı gibiydi. Susmasını da bilirdi, şarkı söylemesini de... Bilgi dağarcığı öyle zengindi ki, şaşardık. Hülyâlara dalardık şarkılarıyla...Ya da toplardı aileyi radyo tiyatrosuyla. Çıt yok! Koca aile; altı kız, iki delikanlı. Kızlar seslenirdi piyes başlarken birbirlerine. Bense elimde kalem, yeni çıkan şarkıların sözlerini, acele acele kâğıtlara yazmak için çırpınırdım.''İçin için yanıyor, yanıyor bu gönlüm''. Bazen de can kulağıyla dinlediğimiz ''Çocuk Saati.'' Ne güzel günlerdi onlar...
Radyo tiyatrosuna dalan annem; kız kardeşimin kurusun diye kuzineye koyduğu ayakkabılarını kavurmuştu. Patlamış mısır gibi kıvrılmışlardı, hiç unutmam.
Babamın hepimizi sus pus oturttuğu ''Yassıada günleri.'' Salim Başol'un sesi halâ kulağımda: ''Müdâfiler hâzır. Açık olarak duruşmaya devam olundu.'' Hepsi, her şey, radyolar gibi ortadan kaybolsa da, hafızalarımıza nakşetmiş, özler dururuz, ara ara...
Eskiden küçücük şeyler mutlu ederdi bizleri... Şimdi kocaman şeylerden bile mutlu olamıyoruz sanki...Ne yazık...!
Kalbimin içinde sakladım seni,
Canıma, cân diye ekledim seni
Sevdâ yollarında bekledim seni
Sevgim hiç solmadı, ben kendim soldum.
Hüznümü, başıma yastık eylerim,
Anılar bahçesinde bir çift,
Oturmuşlar bir kanepeye sessizce.
Kadının başı, adamın göğsüne yaslı...
Kolunu sarmış kadının omzuna adam,
Diğer eli saçlarını okşuyor,
Bir neş'e gözlerinde,
Bir bahar kokusu,
Sevgi dokusu...
Gel, önünde diz çöktüm yavrum,
Bak gözlerime...
SEVMEK BU MU?
ne acı... ne kadar acı...
sevmek bu mu?
paramparça kalbim...
sevmenin bedeli bu mu?
SİHİRLİ TARAK (Çocuklar için masal)
Güneşin pırıl pırıl aydınlattığı, ağaçların kopkoyu gölgelediği bir orman kasabasında Ayşe adlı küçük bir kız yaşıyordu. Ayşe, babasını daha küçükken kaybetmişti. Annesiyle, iki odalı, küçücük, sevimli bir evde oturuyorlardı. Ayşe; uzun dalgalı saçları, elâ gözleriyle çok şirin, çok güzel bir kızdı. Küçükken ağır bir hastalık geçirmişti. Bu yüzden duyamıyor ve konuşamıyordu. Ama öyle sıcakkanlı, öyle arkadaş canlısı idi ki, herkes onunla arkadaş olup oynamak için can atardı.
Bir gün Ayşe’nin annesi hastalandı. Ayşe, annesine öyle güzel bakıyordu ki, herkes onu daha çok sevmeye başladı.
Ayşe, uyuyan annesine gözleri dalmış, düşünüyordu. Ellerini açıp içinden dua etmeye başladı:
Zaman...
Hiç tökezlemeden, hiç yorulmadan,
Hiç geriye bakmadan koşan bir at...
Sanki takmış kocaman iki kanat...
Ne kadar dur desek de,
Ömrümüzde sürer saltanat...
ZEKİ MÜREN 'e akrostiş
Zaman silmez yüreklerden, nasıl güzel o nağmeler,
Efsunlu bir ses yükselir, kayıp gider ah elemler...
Kanatlanır kuşlar gibi, kalbimizden hüznü siler,
İnce ince, çisil çisil bir yağmur bu keder biter...




-
Hüseyin Erdoğan
-
Halenur Kor
Tüm YorumlarŞiirleriniz sevgi dolu duygulu biz okuyucularınızın gönül tellerini titretiyor gönül bahçelerinde rengarenk bahar açıyor ateşe veriyor gönül ovalarımızı sevgi seli olup basıyor Kuylutyorum
ABDÜLHAK HAMİT’İN ŞİİR TANIMI:
İnsan, bazı kerre, hatırına gelen bir hayali tanıyamaz, o kadar güzeldir.
Zihninde uçan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir.
Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir.
Bu acz ile bir feryad koparır, yahud pek karanlık bir şey söyler, ...