Kayseri ilim yuvası, âlimler şehri,
Kimler geldi, kimler doğdu bağrında.
Bir Mimar Sinan ki şânı duyulur
Geçmişte, bugün de, hâttâ yarın da
Eserleri dünyaya en güzel örnek,
Kolları bana doğru,
Kollarım ona doğru.
Ben koşarım,
Peşimde rüzgâr.
Koşarız,
Koşarız delice.
KÜÇÜK BOYACI
Sıcak bir gündü. Ahmet Bey, bütün gün iş görüşmeleri yapmış, nihayet istediği neticeyi almıştı. Çok yorgun olmasına rağmen, yorgunluğunu hissetmiyordu. Biraz erken çıkacak, karısına müjdeyi verecekti.
Masadan gözlüğünü aldı. Çantasını topladı. Kapıyı kilitledi ve dışarı çıktı.
Oh! Sıcak olmasına rağmen hava çok güzeldi. Yürürken gülümsüyor, temiz havayı ciğerlerine çekiyordu. Sokağın başında yine aynı satıcılar, boyacı çocuklar dizilmişti. Birden bir kargaşa, bir gürültü oldu. On beş, on altı yaşlarında bir çocuk, elinde boyacı sandığı koşuyordu. Arkasından da sekiz, dokuz yaşlarında bir çocuk, hem ağlıyor, hem de ona yetişmeye çalışıyordu. Elinde minik taburesi, çelimsiz bacaklarıyla koşuyor, bir yandan çâresizce yardım istiyordu:
‘’Sandığımı aldı, tutun ne olur! Ver! Ver! ’’ diye bütün gücüyle bağırıyor, çırpınıyordu. İnsanlar neden yardım etmiyorlar, neden gülerek seyrediyorlar anlayamıyor, daha da hırslanıp ağlıyordu. Birkaç haylaz oğlan sanki bir yarış seyrediyormuş gibi arsızca gülüp tezahürat yapıyorlardı. Sandığı kapıp kaçan çocuk uzaklaşmış, gözden kaybolmuştu. Küçük boyacı ise gözyaşları içinde hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Öyle çâresiz, öyle üzgündü ki. Yolun ortasında öylece kalakalmıştı.
Hâtıralarda kaldı o sımsıcak bakışın,
Titreyen yüreğimi alev alev yakışın.
Uzanıp saçlarıma papatyalar takışın,
Hâtıralarda kaldı o sımsıcak bakışın... Hâlenur Kor
(Sayın Ahmet Tutaklar tarafından uşşak makâmında bestelenmiştir...)
Gözlerinden menekşeler bakıyor,
Mor bir mahzunluk, eflâtun sisler...
Bir yalvarış, bir sesleniş var gibi,
Bilmem ki o gözler, bilmem ne ister?
Gözlerinden menekşeler topladım,
Hüzün bahçelerinde gezindim, uzun süre...
Sararmış hazan yapraklarının arasında anılarımı aradım.
Duydum yine eski baharların kokusunu,
Çürüyen sarı yapraklar arasında...
Dökülen güllerin üstünde bülbüldü ağlayan.
Gül pişman, gül tarumâr, gül bitkin...
Bir hânde uçar ürpererek ter dudağından,
Şebnem gibi bir damla kayar gül yanağından.
Hasret kanatırken rûhumu, gözleri yaşlı
Bir dönmeyecek sevgili var, uçmuş otağından.
Bulur hep şarkılarda, geçmez bu gönül senden,
Başımı koydum yine rüyâmda dizlerine,
Rûhum huzurla dolu sana sarıldım bugün.
Kalbimi böyle yakan sevginin izlerine
Daldı yine gözlerim, kadere küstüm bugün...
Ne zaman yâr gülse, devirir beni,
Kader neden benle oynuyor oyun?
Uzatsam elimi, tutsam elini,
Sanki oluyorum, kurbanlık koyun...
14- Ağustos 2008
Moda'da oturmuşum, kulağım yine seste,
Kadıköy'ü duyarım aldığım her nefeste.
Dalgalar ninni söyler, okşar gibi meltemi,
Kadıköy'de yaşayıp sevmemek hiç elde mi?
Kadıköy'ü duyarım aldığım her nefeste.




-
Hüseyin Erdoğan
-
Halenur Kor
Tüm YorumlarŞiirleriniz sevgi dolu duygulu biz okuyucularınızın gönül tellerini titretiyor gönül bahçelerinde rengarenk bahar açıyor ateşe veriyor gönül ovalarımızı sevgi seli olup basıyor Kuylutyorum
ABDÜLHAK HAMİT’İN ŞİİR TANIMI:
İnsan, bazı kerre, hatırına gelen bir hayali tanıyamaz, o kadar güzeldir.
Zihninde uçan bir fikre yetişemez, o kadar yüksektir.
Kalbinde doğan bir hissi bulamaz, o kadar derindir.
Bu acz ile bir feryad koparır, yahud pek karanlık bir şey söyler, ...