Gidiyorum işte için rahat olsun,
Gölgesi siliniyor yorgun adımlarımın.
Varsın bu aşk sende bir mazi kalsın,
Sesi kesiliyor kalbimdeki fırtınanın.
Sen benim olmak isteyipde,
Olamadıklarım ol.
İyi ol mesela,
Mutlu ol,
Huzurlu ol,
Yıllarca çalışıp döktü terini,
Kimse sormaz oldu hiç değerini.
Yoksulluk bitirdi tüm hayalini,
Geçim kapısında kaldı emekli.
Pazar alev almış yanına varmaz,
Ben hayatım boyunca ,en çok kendime zarar verdim.
Beni üzmelerine, hep izin verdim.
En çok, değer verdiklerim sırtımdan vurdu.
Çaresizliğim ile en çok, değer verdiklerim dalga geçti.
Ben senin kalbinin atışını sevdim,
Gözlerinde kendimi bulduğum için sevdim seni.
Ben senin ebedi yüreğini,
Saçının bir tek telini bile sevdim...
Canıma,bıçağı sapladın, en derinden.
Seni böyle,delice severken,çekip gittin aniden.
Yağmurlar, senin için yağdı bu gece yokluğundan,
Hic mi sevmedin beni? söylesene vefasız.
Gecelerin, sessizliği sardı içimi.
Kimseye,güvenemiyorum,dost kalmamış.
Arkanı dönmenle,vuruyorlar sırtına hançeri.
En iyi dost,gecelerdir.
Bana bunu mu layık gördün sonunda,
Bir ömür verdim de, kaldım darda.
Gözümün yaşını sildim tenhada,
Artık olsanız da birdir, olmasanız da.
Karanlık dünya içine alıyordu seni,
Bizi artık sırdaş ölüm ayırıyordu.
Yokluğun, kor ateşler gibi düştü yüreğime;
Oysa yolun başlarındaydık, hani?
Erken Çöken Karanlık
Güven, sekiz yaşında bir çocuktu ama elleri kırk yaşındaki bir işçinin nasırlarını taşıyordu. Akranları sokakta saklambaç oynarken o, küçük omuzlarında evinin geçim yükünü, sanayideki usta baskısını ve erken büyümek zorunda kalmanın ağırlığını taşıyordu. Onun için hayat; oyuncak arabalardan değil, taşınması gereken ağır yüklerden, üzerine sinen pas ve egzoz kokusundan ibaretti. Çırak olarak çalıştığı o soğuk dükkanda, eline tutuşturulan İngiliz anahtarı onun tek oyuncağı olmuştu. Ustası her bağırdığında, içindeki çocuk biraz daha saklanır, biraz daha görünmez olurdu.
Akşamları eve döndüğünde çocuk kalbiyle bir köşede sessizce ağlar, vitrinlerde gördüğü rengarenk oyuncaklara sadece uzaktan bakabilirdi. Gözyaşlarıyla yıkadığı o kirli yüzü, aynada ona bir çocuğun değil, çoktan yaşlanmış bir adamın çehresini gösterirdi. İçindeki o neşeli, koşup oynamak isteyen çocuk hiç konuşamadı; çünkü hayat ona oyun oynamayı değil, sadece hayatta kalmayı öğretmişti.
Yıllar hızla geçti ve Güven büyüdü. Gece gündüz çalışarak kurduğu işler sayesinde maddi olarak büyük bir güce kavuştu. Artık istediği her şeyi satın alabilecek, çocukken uzaktan baktığı o vitrinleri dilerse kapatabilecek durumdaydı. Ancak ne zaman şık takım elbisesiyle lüks arabasına binse, dikiz aynasında hâlâ o elleri nasırlı sekiz yaşındaki çocuğu görüyordu.
Maddi olarak güce kavuştuğu gün bile lunaparkın önünden geçerken içinde hep bir sızı hissetti. Rengarenk ışıkların altında kahkahalar atan çocukları izlerken, paranın zamanı geri alamayacağını bir kez daha anladı. Cebindeki servet, çocukluğunun tek bir dakikasını bile satın almaya yetmiyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın; çocukken elinden alınan o masum neşeyi ve yaşanamamış yılları hiçbir başarı geri getiremedi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!