Görenim,duyanım, yok diye sızlanıyorum.
Kara,bulutlar çökmüş, sanki bedenime, geçmiyor.
Yağmur mu karmı?bilmiyorum, bedenime yağan nedir?
Sessiz çığlıklarım,sessizce haykırıyor.
Vazgeçmedim senden ben, bir gün bile.
Sen her zorlukta kaçtın, benden bile bile.
Yüreğimi dağladin, defalarca acımadan.
Ben sana ne yaptım, söyle sevmekten başka ne yaptım?
Su akar yolunu bulurmuş da,
İnsan insan olmanın yolunu bulamamış.
Bir ömür harcamış boşu boşuna,
Kendi benliğinin sonunu bulamamış.
İstersen kız bağır ama beni yalnız koyma hiçbir zaman,
Gecenin karanlığında bir senin ışığınla uyurum;
Yoksa karanlıktan çok korkarım.
Senle beraberken hayattan,
Her şey o kadar parlaktı ki, gözlerim kamaştığı için önümü göremiyordum. Hayatımın en karanlık döneminde, kışın ortasında açan o ilk bahar güneşi gibi girmiştin içeri. "Sen benim güneşimsin," derdim sana. Çünkü senin yanındayken gölgeler arkamda kalırdı, üşümezdim, her şey net ve sıcaktı. Senin aydınlığınla yönümü buluyor, senin yörüngende dönmekten hiç yorulmuyordum.
Fakat güneşin bir doğası vardır; ya yaşatır ya da kavurur.
Yanılsamanın Sonu
Zamanla anladım ki, sen beni ısıtmak için değil, kendi ihtişamını seyretmem için oradaymışsın. Ben senin ışığında büyüdüğümü sanırken, aslında senin sıcaklığında yavaş yavaş kuruyormuşum. Bir sabah uyandığımda, o hayran olduğum ışığın sadece gözlerimi kör ettiğini fark ettim. Gerçekleri görmemi engelleyen, hatalarını örten devasa bir parlamaymışsın meğer.
Güneş batınca her şey asıl rengine döner ya; sen benden gittiğinde ortalık kararmadı. Aksine, üzerimdeki o ağır, yakıcı baskı kalktı. Ama geriye kalan enkaz, o kadar büyüktü ki canım yandı.
Işıltılı Dünyanın Gölgesi: Bir Yol Ayrımı Hikayesi
Kasabanın tozlu sokaklarında, boyası dökülmüş eski bir evin küçük penceresinden dışarıyı izleyen Meryem için hayat, hep bir "başkası" olma hayaliyle geçiyordu. Elindeki yıpranmış moda dergileri, onun tek kaçış noktasıydı. Akşam sofrasına oturduğunda babası Güven’in dualarla böldüğü sıcak ekmek, annesinin yamalı hırkası ve evin içindeki o mütevazı huzur, Meryem’e yetmiyordu. O, aynaya her baktığında sadece bir fakir kızı değil, ışıklı sofraların, lüks arabaların ve adının altına saklanacağı zengin bir ismin hayalini görüyordu.
Meryem’e göre kurtuluş, alın teriyle değil, parıltılı bir evlilikle mümkündü. Zengin bir koca; sadece bir eş değil, onun için çocukluğundan beri utandığı o eski ayakkabılardan, rutubetli duvarlardan ve yarın endişesinden kurtaracak bir biletti.
Gösterişin Cazibesi
Meryem, şehrin en görkemli mekanlarının önünden geçerken, içerdeki hayatların hiçbir derdi olmadığını sanırdı. "Eğer zengin bir kocam olursa," diye düşünürdü, "babamın omuzlarındaki yük biter, ben de hak ettiğim hayatı yaşarım." Bu sevda, zamanla kalbindeki masumiyeti törpülemeye başladı. Çevresindeki samimi duyguları, kendisine gerçekten değer veren insanların sıcaklığını görmez oldu. Onun gözü sadece markalarda, pırlantalarda ve statüdeydi.
Bir gün, kasabanın uzağındaki o büyük köşklerden birinin sahibiyle tanıştığında, hayalleri gerçek oluyor gibiydi. Adamın sunduğu hayat, tam da dergilerdeki gibiydi. Ama Meryem’in hesaba katmadığı bir şey vardı: Altın kafesin içinde de olsanız, kafes yine kafesti.
Gönüllerde yanan mukaddes közle,
Yola düştü yiğit, ulu bir sözle.
Yıllarca beklenen o nurlu gözle,
Sultan Mehmet Han’ım yürüdü gitti,
Bin dörtyüz elli üç, fetih vaktiydi.
Dikkat et kendine dedi.,
Artık dikkat edecek birşeyim kalmadı.
Yavaş yavaş eridim, her geçen gün.
Herkes neyin var diyor bana.
Kimse, koşulsuz yanındayım demiyor.
Canim,ben seni çok sevdim.
Ama kavuşmanın, hayalini bile kuramadım.
Sevda çiçeklerim, açmadan soldu.
Sana,seni sevdiğimi, söylemek isterdim.
İsyanlardayım
Beni görmeyen gözlerine,
Benim içn atmayan o yüreğine,
Beni böyle bitirdiğin için,
İsyanlardayım,canımm




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!