zekânın devreye girmediği
saatlerde
seviyorum seni
öylesine uysal
öylesine itaatkârsın ki
hiçbir fiil çekimine uymuyorsun
ne kadar gizemlidir bir insan
kim bilebilir
sabahın bir vaktinde
adı metropol olan bir şehrin
milyonlarca patikasından
birinde yürürken
Kaptırma kendini dünya malına
Etine bak, butuna bak
Boyuna bak, postuna bak
Altından kalkamayacağın
İşlerin altına girme.
Kendini bu şekilde kederleme
Kızım
Uçup gideceksin yine uzaklara
Bir kuş gibi.
Bana senden;
Hüzün,sessizlik,kapanmayan bir yara
Ve yürek sızısı kalacak.
sen zengin bir enişte olma
kaygısını beynine yükle
vazgeç o kızdan
dibi çıkmadı içine soğuk su
konulan bardakların
doyasıya iç aslanım
tak-tuk,pat-küt
tak-tuk-pat-küt
aah! dışarıdan bir uğultu
geliyor
birde bu sesler
aah! başım bitkin mecalsiz
çarmıha takıldı kaldı
düşünçe üretim atölyelerinin
kaderi
ürettiğimiz
üzerine terimizi
akıttığımız
Sus Söyleme
Kimse bilmesin gülüm
Derdimiz de acımız da bize kalsın.
Yaramıza kimse merhem olmasın.
Kan kusalım,
Kızılcık şerbeti içtik diyelim.
Gönlüm Kırılırdı,
Acı söz söylenince bana.
Sarı sarı yapraklar dökülürdü
Ruhumun her yanından.
Yargılanırdım hep bu durumlarda.
Ölürdüm suçlu bulunduğumda.
Bana küçük bir oda verin
Bir yerim olsun bu dünyada
Hem bak bol bol düşünürüm
Çözüm bulurum dünyanın müşkülatına.




-
Gürbüz Öztürk
Tüm YorumlarYasanacaklar mutlaka yasanacak.