Saçlarımda kırık olduğunu söylüyorlar, içimdeki kırıkları göremeyenler...
Yüzün sararmış diyorlar, yüreğimde sonbahar hüznü taşıyorum bilmiyorlar...
Ben kimseye kızmam sadece kendime kızarım.
Kendimi sorgular yargılarım.
Üzmemek için peki derken, kimse incinmesin benden yana derken. Gel gör ki sade bir gülümsemem de
bin ahh gizli...
Bir adam saçları tarumar, dağınık düşünceleri eline attığı herşeyi dağıtır gibi.
Öfkesini, isyanını haykırsa bilir nafile sesi kendine yankı. En son annesi bakmıştır şefkatle gözlerine.
Çökmüş omuzlarına hayatın yükü, ertelemiş hayallerini. Yüzünde solgun bir bakış, gülüşünün ucunda sızı, hoyrat bakışları gözyaşlarına gölge. Geçip gidiyor sessizce başı önde...
Bir anne şefkatiyle yaralarından öperim çocuk. Bir damla gözyaşına yüreğim sel olur. Sustuğun yerden kanarım, boynunu büktüğün yerden kahrolurum. Bir gülüşüne kurban olduğum ey acıları kendinden büyük, nasıl vicdansız bir zaman aklım almıyor...
Ben bir çocuğun gözlerinde korkuyu gördüğüm an dünyayı yakardım.
Ben bir çocuğun boynunu bükmesiyle gülüşü yarım kalandım.
Bir çocuğun gözyaşlarını içime akıtandım.
Baktım dünya sağır, dünya kör, bende kaleme sarıldım. Yüreğim yumuşaktır benim dilim yumuşak ama kalemim sert ve mertse bir haksızlık çığlığı vardır bilesin...
Biraz vicdan biraz vicdan hani satılmıyor ki alıp dağıtayım.
Bir çocuk gözüyle baktığım dünya, hiç adaletli değilsin...
Yamalı hırkası, ablasından kalmış ayakkabısı, tabağının dibini sıyırırken bir çocuk. Diğer tarafta daha küçük yaşlarda, Kontes gibi nazlı, huysuz ve bencil çocuklar vardı. Gece dualarla buna da şükür diye soğuk yastığına dört büklüm kıvrılarak yatarken bir çocuk. Sıcak sütüm nerde kaldı diye ukala ukala bağıran, kendini bir halt sanan çocukları da gördüm.Telaşlı, elleri nasırlı annesinin yamaladığı hırkayı giyerken, okul yolunu naylon çizmeyle arşınlarken, yırtık çantasını gizlemeye çalışırken bir çocuk. Özel arabayla gelip bilmem ne marka montunu ayakkabısını göze sokan kibirli çocuklar gördüm. Bir babanın bu yılda damı yaptıramadık kış soğuk geçecek, kömür bahara çıksa bari diyen; asgari ücretle beş nüfusu geçindiren, yüreği dimdik, şefkatli gözleriyle sokakta acıdığı bir garibanı doyurup, cebindeki son parayı da ona verdiğini gördüm. Bir sürü oyuncakları olup hala kapris yapan küçük kız. Ben naylon bebeğe saç diye ipi yapıştırıp hayallere dalan çocukların yanında, gerçeğini yaşayanları da gördüm. Ey adaletsiz dünya daha küçükken anlamıştım ben. İnsan olmanın olgunluğun, duyarlılığın, merhametin mevkisine ulaştım; hala cebim boş gönlüm dolu arkama bakıyorum, o şımarık bencil çocuklar hiç değişmemiş bıraktığımız gibi cepleri dolu yürekleri boş.. Sunulmuş önlerine varlık hala gözleri aç. Sahte dostlar edinmişler, yalaka dostlar. Ben ıslığımı çalıyorum avare bir halde, ellerim ceplerimde, yamalı düşler içinde. Varlıkla büyümedik, yokluk dokunmaz bize diyen insanlarla birlikte....
Birer kırlangıç olur siyah gözleri kim bilir
hangi diyara göç eyleyen ve saçaklarında gecenin
bir acı, kirpiginden dökülen.
Saçlarının kırığından başlayıp
yüreğinin kırığına yerleşen derin bir sancı olur söyleyemedikleri...
Uyanıyorum
tazecik bir bahar kokusu.
Fırından yeni çıkmışcasına umut dağıtıyor.
Bir gün daha ısmarlıyor hayat,
bir şans daha veriyor
Hadi kalk ve hazırlan gün yeni başlıyor...
Gel seninle bir günlüğüne delilik yapalım.
Hüzünleri askıya asalım.
İstanbul'u bir uçtan bir uca dolaşalım.
Üsküdar'da çay içelim.
Kız kulesinde selfie çekelelim.
Beşiktaş'ta vapura binelim.
Yeter artık çok yoruldun.
Yazık sana da, hem değer bilen kaç kişi kaldık ki şurada. Ömür yıpranırken söküklerini dikmek sana mı kaldı?
Teşekkür etmek bile lütuf sayıldı.
Ellerine sağlık diyenin mi var?
Yapılan her işte beğenmeme, bir afra tafra.
Burunlar inmedi yere...




-
Uğur Şahin
Tüm YorumlarTebrik ederim
“Yere” mim olmadan “yâre” lam olmaz.
Görmemişken bile, yüreğim kaldıramaz.
Cemalini göreyim, cennetten de geçerim
O Kevser şarabını, gece gündüz içerim.