Sana bu olgunluk nerden verildi çocuk!
Hayata küsmek için daha erken değil mi?
Bu yetimlik, bu garibanlık şimdidenmi çelme taktı hayat. Annenin bıraktığı yerden öpsem yaraların
geçermi çocuk...
Ah dedim içimden, ah.
Ne soğuk esiyor rüzgar, ne deli yağıyor yağmur.
Hüzünlü bir akşam üstü ellerim ceplerimde, geçip gidiyorum. Serseri ruhum yine kederi keyfe dönüştürüyor...
Kalemini kır be usta! hüzne doymuş, mutluluğu yazamayan kalem, dolmuştur cümlenin gözyaşıyla. İçimi kanatır sessiz çığlıklar, sen yazdıkça bir keder sarar. Elimden birşey de gelmez. Hüznüne eşdeğer hüzünler yaşarım, sen yazdıkça ben başımı sallarım, haklı derim. Ortak acılar da buluşuruz. Bir ben değilim der avunurum, ama içim acıyo be usta sen yazdıkça hüznümle yüzleşmekten içim acıyo ...
Baktım olmayacak kolları sıvadım. Bir şiir yazdım, sonra bir şiir, bir şiir daha. Anlatmak istediğim ne kadar çok şey varmış oysa nefes alıyorsam, elim kalem tutuyorsa, hala vicdan terazisi dürüstlüğü tartıyorsa, insani yanım ağır basıyorsa ve baş kaldırabiliyorsam haksızlığa, eğilmiyorsam soytarıların sofrasına, yediğim helal lokma giydiğim gösterişsiz hırka hatrına. Daha kaç çocuğun ak alnından öpeceğim. Kadınları mısra mısra dökeceğim. Bazen içim kanayacak, bazen gülümseyeceğim. Aklı başında şiirler yazarak geçeceğim bu dünyadan...
Akşam gözlü adam, hüznünü al gel yarınlarıma.
Yaralarına talibim, yanın yanıma yakışır.
Kaç bahar eskittin vefasız yüreklerde, kaç düş kırığı, kaç güz ayazı.
Dilsiz şarkıların güftesi, şiirlerimin sessiz öznesi.
Boynun bükülmesin, umudun tükenmesin yalnız değilsin...
Erkeklerin aldattıklarında en sık kullandıkları cümle: kadın olsaydın da oluyor. Heyecan aradım, değişiklik yapmak istedim, senden sıkıldım yerine hep klasik cümle; kadın olsaydın da. Oysa ak alnından öptüğün kadındır o, bir tatlı sözünü duymayalı yıllar olmuştur. Evde huysuzluk, hırçınlıklar çıkarıyorsunuz. Türlü bahanelerle yemeğin tuzu, televizyon kanalı diye çünkü aklınız başka yerde. Diğer tarafta iltifatlar havada uçuşuyor, hediyelerin ardı arkası kesilmiyor, tanınmayacak haldesin. Değer mi peki üzmeye? Yıllarını vermiş, evim, aşım demiş kadını mutsuz etmeye. Anlamıyor mu sanıyorsunuz, hissetmiyor mu? Bir kere de vefakarım, cefakarım, kahrımı çekenim, kıymet bilenim, varlığa, yokluğa katlanan kadınım diyerek ak alnından öpün. Fedakarlıklarının karşılığı bu mu olmalı sizce?
Yıkıntıların, sıkıntıların arasında sessiz bir kadın
Gün harmanında öksüz düşlerine avutuyor.
Zaman tüketmiş heveslerini, heyecanları,
çığlık çığlığa susuyor.
Başı önde giderken, birer kırlangıç oluyor, mağrur bakışları, acılar diyarına göç eden.
Yenilmişliğin, yanılmışlığın, hiçliğin ortasında
Biz kendimizden vazgeçtik
Biz kendimizi yaraladık
Biz kendimizi değersiz kıldık
Biz kendimize geç kaldık
Aynalar yüzümüzü gösterdi,
hüznümüzü değil ki
"Nasılsın dersin" iyiyim der. Dildir söyleyen yüreğine sordum diyemessin. Durgundur oysa "neyin var dersin" hiç birşeyim der. O hiç birşeyim dediğinde ne çok şey söylemiştir oysa. Bazı insanlar öyle kapatır ki kendini dış dünyaya, perde çeker, duvar örer yanlızlığıyla. Yaklaşamasınız, giremessiniz, konuşamassınız. yalnızlığa iten çok şey vardır oysa. Tek kelimede toplanır anlaşılamamak...
Hayat hayallerimizi değil, hayal kırıklıklarımızı yaşatıyor. Kimle konuşsam hüznü yüzüme çarpıyor.
Herkes birer palyaço içinde kıyametler koparken, etrafa gülücükler saçıyor. Biliyor musun? İnsanın gözleri kendini ele veriyor. Yaralı yarım ve yalnız kanadı kırık bir kuş misali anlaşılmayı bekliyor...




-
Uğur Şahin
Tüm YorumlarTebrik ederim
“Yere” mim olmadan “yâre” lam olmaz.
Görmemişken bile, yüreğim kaldıramaz.
Cemalini göreyim, cennetten de geçerim
O Kevser şarabını, gece gündüz içerim.