Gizli Odalar Şiiri - Kasım Kobakçı

Kasım Kobakçı
4457

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Gizli Odalar

Saklandığını çok iyi bildiğim biri var,
O karanlıktaki sessiz gölgede.
Adaletin gözleri tamamen kör,
Bakıyor rutubetli odanın penceresiz duvarlarına.
Onunla yüzleştiğimiz o anlarda,
Suskunduk ve de konuşmadık.
Suçlu olduğunu fısıldadıklarına eminim kalabalıkların,
Ama umurumda değildi.
Titreyen dudaklarımın arasından, usulca...
Suskunluk yeminleri etmeyi seçtim,
Koruyacağım onu ben.
Beni, sorgudan çıkmış,
Uçuruma salınmış bir kuş gibi özgür kılıyor.
İfadeler istediler,
Yalanlar kümesi istediler ikimizden.
Bir şehir yakılabilir onunla,
Bir isyan çıkabilir.
İlikledim düğmeli ceketimi,
Kağıtlarım bitesiye buradayım, çayım soğuyana kadar.
Sus, rüzgar haber vermesin sağır duvarlara.
*
Bir yorgun ihtimal,
Açıkça hissettiğim, gözlerinden okuduğum bir sır.
İnsanların vicdanı çoktan sağır,
Sızıyor, kapısız koridorun en dip köşesinde.
Mahkemeye taşındığımız günlerde,
Yalnızdık, ama hiç ağlamadık.
Gözetmenlerin, inatçı olduğunu söylediklerinden eminim,
Ama yoktu şüphem.
Derin bakan gözlerinin, öfkesinden...
Dilsizleşmeyi dilerim gelecekten,
Sadece ona yazacağım bunu.
Bizi, köşeye sıkışmış,
Ormana bırakılmış kurt gibi vahşi yapıyor.
İtiraflar beklediler,
Zincir zincir kelimeler bekledi o da.
Kilitler kırılabilir sessizlikte,
Kanunlar yırtılabilir.
Düzelttim saatimin kayışını,
Oradalar, kalemim kırılasıya, sabrım taşasıya kadar.
Konuşma, kara tren geçiyor boş istasyondan.
*
Bir sakin direniş,
Aklımın kıyılarında gezindiğini gördüğüm bir ret.
Kalmamış, kanunların da ruhu,
Işıksız hücrenin soğuk mermerinde bekliyor.
İfadeye çağrıldığımız anlarda,
Sağırdık ve de duymadık.
Eminim, aynaların kırık olduğunu düşündüklerinden,
Ama gerçeği saklarım.
Gizlice terleyen o soğuk avuçların.
Hüner bilirim masada susmayı,
Yaşatacağım bunu onunla.
Tuzağa düşmüş hakikat,
Kafesten kaçmış aslan gibi hırçın duruyor.
Cümleler aradılar,
Mazeretler silsilesi sundu o da.
İnkarla, örülebilir bir duvar,
Kurtulabilir bir hayat.
Yukarı kaldırdım yakalarımı,
Direncim gölgem silinesiye, gün aydınlanana kadar.
Dinle, beyaz kağıt ağlıyor,
Yazılmamış satırlarda.
*
Bir kırık mühür,
Dudaklarında donduğunu bildiğim kesin bir an.
Zabıtların da hafızası silik,
Çürüyor, çatısız deponun tozlu raflarında.
Masaya oturduğumuz o gecede,
Kördük ve de bakmadık.
Suçlu olduğumuzu, yazdıklarından eminim katiplerin,
Ama yoktu delil.
Çatlamış olan sabrım, sımsıkı...
Hayal ederim odalarda kaybolmayı,
Bulacağım bunu onunla.
İpe çekilmiş ruhum,
Yağmura tutulmuş ateş gibi harlıyor içimi.
Harfleri çaldılar,
Kopardı o da hecelerin düğümünü.
İnatla, yazılabilir bir tarih,
Çökertilebilir bir sistem.
Kıvırdım gömleğimin kollarını,
Nefesim tükenesiye buradayım, sabahlar olasıya kadar.
Gitme, düşüyor sarı yaprak,
Kara kaplı deftere.
*
Bir dilsiz yemin,
Boğazımda düğümlendi yuttuğum o taş.
Bozuk, tutanakların da anlamı,
Adressiz sokağın çıkmazlarında bitiyor.
Sorularla boğuştuğumuz saatlerde,
Taştık ama kırılmadık.
Bittiğimizi umduklarından eminim gardiyanların,
Ama yoktu netice.
Genç yaştaki öfkemizin, kininden...
Reddederim sokaklarda bağırmayı,
Çığlık yapacağım onunla bunu.
Geceler, atlatmış avcıyı,
Gökyüzünde uçan şahinler gibi hakimler.
Beklediler imzaları,
O da, parmak izlerinin mührünü bekledi.
Bozulabilir bu kelimesiz oyun,
Kazanılabilir mi savaş?
Kapıya sabitledim gözlerimi,
Ayaktayım, zincirim kırılasıya, denizler kuruyana kadar.
Gri bulut taşıyor sessizliği,
Gizli odalara.

Kasım Kobakçı
Kayıt Tarihi : 30.06.2026 01:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!