Neyin telaşını yaşıyorduk
Neyin peşinden koşuyorduk
Biliyorum
Sadece susuyorum
Her zamanki gibi
Sersefil bittim sandın dimi beni
Acının ortasından ateşli bir yol gibiydi
Edalarının hışımlı yağmuru
Kıran fırtınaya inat ayaktaydım
Ne kadar esersen es
Aklınca büyük sandığın gökyüzünde
Belli belirsiz bir anı
Sayılara hapseden
Gülen bir yüzdü
Hazır olda bekleyen
Hüzün değmemişti ona
Hayata bakan yerlerine
Deli divane yollardan geçiyordum
Yada geçmek zorunda kalıyordum
Zorunda kalmanın dışında
Buruk bir bırakılma tadı hissediyordum
Daha küçücüktüm
Hazır değildik
Sonbaharı getiren yolculuğa
Yâda acı çektiren
Herhangi bir başlangıca
Küsmeyen çiçekleri büyütmek isterken
Yıllanmak başa belaydı
Kalırdın sofralarda tek başına
Ne yediğini bilirsin
Ne yemediğini
Arkadaşların cennetlerinde
Sen yedeklerde beklerdin
Yorgun ayaklarla yürünüyordu bu yollar
Akıldan geçen bin parçaydı
Haklıydık hepimiz kendimizce
Bir o kadar da kırılgan gönüllüydük
İhaneti unutmaz, tuzla buz gibi olurdu
Bu buz olmaların erimesi
Yorgunluk başa bela
Anlatsan kimse inanmaz
Buz masalı gibi
Erir gider dakikalar içinde ömür
Farkına bile varamazsın
En güzel baharın renginin
İçinden çıkamadığım
Pamuk tarlasında
Basınca yere düşme
Korkusu vardı
Biraz özlem
Biraz gizlenme
Kap kara bir bahardı
Sesi kavimleri ortadan kaldıran çığlık gibiydi
/Kavimlerin belki suçu vardı
Ama benim ben olmaktan başka suçum yoktu/
Bu çığlığın ne olduğu bilinmezdi
Yaşanılmadan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!