Hasretimi bıraktım eşiğine;
İster buyur et içeri, ister uğurla...
Ruhumu serdim yanına;
İster şad et gönlümü, ister sür yaban ellere.
Ellerimi uzattım boşluğa;
Kendinde kal, kalbini çalsın aşk;
Ben artık sana değil, suskunluğa yakınım.
Hatıran sende kalsın, içinde saklansın,
Ben anılarından bile usulca çekildim.
Yollarımız ayrıldı bir akşam vakti;
Hoş Bir Gündü
Hoş bir gündü seninle geçirdiğimiz o vakit…
Gökyüzü bile başka mavi,
Rüzgâr bile başka latif eserdi.
Sanki cihan,
İçimde Kalan
Bir akşamüstü çöktü içime sessizce,
Adını söylemeden anladım yine seni.
Rüzgâr bile dokunmaya kıyamazken saçlarına,
Ben bir ömür savruldum düşlerinde gizli.
Özür diliyorum bugün içimdeki çocuktan,
En çok da sustuğum, yutkunduğum o yerlerden...
Ağlamamak için kendimi zorlayıp,
Gülmeyi bir maske gibi kuşandığım günlerden.
Sen koşmak isterdin, ben "dur" dedim;
İçimdeki çocuk zamansız ağlıyor;
Ne saat tanıyor artık, ne bir takvim...
Gecenin ortasında ansızın uyanıp,
Adını koyamadığı o boşluğa sarılıyor.
Bir oyuncak kırığı gibi kalmış umutlar,
"Hapishane" dediler;
Dört duvar, demir kapı, mühürlü geceler...
Oysa kimse görmedi ruhumda yükselen
Sessiz ve ömürlük zindanları.
Ben seni sevdim—
İçimde Kimsenin Bilmediği Savaş
İnsan, alışamadıklarıyla yaşamak zorunda kalır bazen... Ne kadar kaçsa da, ne kadar unutmaya çalışsa da, bir şeyler kalır içinde.
Kime gitsen anlatamadığın kırgınlıklar vardır. Dilin varmaz söylemeye.
ne söylesen;
"Geçer..." derler. "Düzelir..." derler. "Takma kafana..." derler.
“Bizden olmaz,” dedin...
Dört kelimeyle mühürledin kalbimi.
Oysa ben seni,
Ömür boyu sürecek bir cümle sanmıştım.
İki geceye sığdırdın bizi;
İKİNCİ BAHAR
Hayat, herkese aynı mevsimi vermez. Kiminin baharı çocukluğunda açar, kimininki, saçlarına ilk ak düştüğünde...
Bir kebap ustası vardı. Ömrünü ateşin karşısında geçirmişti. Et pişirirken, içindeki yalnızlığı közlemiş; her şişte biraz daha susmuştu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!