Her dâim beklediler öyle büyük bir muştu,
Yürekleri hak oduyla yanmış, kavrulmuştu.
Günü geldi çattı, bir er çıktı ağıt yaktı.
Bu dostlar sandı ki erin kerâmeti haktı.
Hayattan zevk almanın en basit formülü:
Bilmem kaçıncı dereceden
bilmem kaç bilinmeyenli bi' denklem.
Hayır elbette, daha kolayı da var.
Örneğin boş vermek her şeyi, her dem.
Yok hâfıza kaybım veyâ gelecek kaygım,
Çünkü ben zâten geliyorum gelecekten.
Çok yerimde saydım, kalmadı kimsey' saygım.
Arındım artık taktığım sahte mercekten.
Birileri bile bir beni bilemedi.
Aklına gelebilecek her an, her defâ.
Aklıma gelebilir her anı, her cefâ.
Aklından gitmişse gösterdiğim her vefâ,
Aklımdan gitsin artık herhangi her sefâ.
Zât-ı şâhâne; bugün ki olsun istiyor,
Tıpkı o zamanlardaki gibi bir mîlât.
Halbuki bayağıdır başladı bilmiyor.
En zirvede adımı görünce der, heyhât!
Sen kaç yüz bin sâlise geriden gelirken,
Son ânına kadar etmiş hıyânet,
Emânetin sâhibine ihânet.
Neden peki ya bütün bu dalâlet,
Kırk yıl düşünürüm de aklım ermez.
Yırtarcasına bir nefes çıkar, âh.
Cübbeli Enes Hocaefendi der:
"Evvelâ sükût ve âhirân külût!"
Külût nedir sorgular bilmeyenler:
"İlk önce sus, daha sonraysa konuş!"
Enesçe'de böyle meale girer.
Hayaller ülkesinin latif yağmurlarının altındayım,
Ülkesinin hudutlarını bilmeyen Hünkâr'ın yurdunda,
Latif bir lerze ile üşüyerek lâl lâl ağlamaktayım.
Yağmurlarının râyihasına bir ben mi, hayrân Hünkâr da,
"Altındayım Hülyâ'm" diyor, "Ben dahî o yağmurun altında"...
Ne kendim olabilirim ben
Ne kendimden kaçabilirim
Zincirlere vurun beni
Her an intihar edebilirim
Bu gece çıkar belki son nefesim
Neden mi, bilmem.
Bugüne kadar; sırf kendi isteğimle,
Sırf kendi şahsî çıkarlarım hasebiyle
Kalkıştığım
Lüzûmsuz -veya fazla lüzûmlu gereğinden-
Olarak tanımladığım
Uğraşlardan, abes amellerden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!