Sensizliğimin hiçinci yılındayız Abdurrahman. Seni en son kalbimin krizinde gördüm. Doktorlar kapıları kilitliyorlardı kaçmamam için. Nefesimin ayak seslerini duyuyordum kapalı kapılarda ve duvarlarda… Monitörde içli bir nameyle, çizginin düzleştiği yerde bana kapıları sen açtın. Dışarıya deli gibi koşuşum ve karlar üzerinde beni babaannemin karşılaması seni biraz unutturdu. Oysa sen geceler boyu kalbimin hem kriz noktası hem kurtuluşuydun..
Şarkı bitiyor Abdurrahman, lütfen biraz daha dayan…
Özlemek ülkesinden öldüğün yere bakalım Abdurrahman…
_________________________
Gariplik mertebesinde içli bir şarkı
Sonra döndüğüm o boşluğu kalbim bildim Abdurrahman…
____________
İntifasını kaybetmiş kuşların tesellisidir dünya
Saçlarından asılmış rüzgâr medeniyetleri…
Koşmayan atların varlığı gibi depreşen naz
Her yaraya hemen kabuk bulunmaz Abdurrahman
Ve sadece uçmak için değildir martılar…
Erkenden uyanmış makber gibiyim bazen
Bazen geç kalmış bir fetva
Kendini yaralayan bir şifacı gibi bakıyoruz acılara Abdurrahman… Ülke yerinde dursa da yer minderlerinin hep birden kalkıştığı horst eylemi, göğüs kafesimizde yurtsuz kalmayı bize kanıksattırdı… Yaşlanmak gibi mahcubiyetlerimiz var bizim. Bir dağın eteğinde ılıman bir kuşak olamamak gibi mahcubiyetlerimiz… Bedenleri böyle terkedip giden nedir, nedir necidir bizi bunca yok edebilen katil zaman…
Kendine yol çizmişiliğini seviyorum.. Kendine bir yol çizip o yola koyulmamanı seviyorum. Renkli dünyaların kalemlerine özenmeden gür bir yol çizip, durak denilen bir olguyu, o yolun baş mimarisi yapmanı seviyorum.
Senin serçe parmağında ağlayan ağacı, ben toprağıma düştüğü kadar bilirim. Geceleri kesilen elektriği hem arayıp hem aramamak arası, relikt bir bitki gibi. Gece… Başın ağrıdığında yaslanabileceğimiz akifer tabakası olsun yatağımızın. Limanlarla aramız uzak ve soğuk dokunabiliyor hala umurumuza…
Sen yokken biz, sakat bir atın sırtında gecikmiş savaşlar veriyorduk Abdurrahman…
Biz, mahrem duyguların çekilmemiş perdesiydik
Ne dilense hükmünden önce
Beklediğimiz yolcunun kısmet haznesinde
Münzevi bir sükût beynimi işliyor
dantelasına kuşlar konuyor, onlar da dilsiz
ötüş yok, cıvıltı hiç yok sadece bir karga kaburgası
balıkçı kazaklar her adamda yakışıklı duruyor
konuşmak
ama durup konuşmak
-sendeki kafası güzel yaraya kandım zehra-
seninle bir aynanın sırrı gibi bakışmaktayız
Setresini açıp yaşamanın, en üryanından
Alışımı kasvet alışımı ten alışımı halvet
Rivayeti kutsal bir soydan
Allahtanmış gibi her şey gibi
Yeminli bir ikindinin terli saltanatından
Biz, bir ipte oynayan kalbe zül bir kuyu
Haykırsak, kara bulutlar çoşacak
Ayrı kalmak nedir bilmeyen kök ve toprak
Kim ağlayacak da bu ağaç susacak
Hem kara hem kara hem de kapkara
Esmer bir ağzın tenimize sardığı hırka




-
Ubeyd Niyazi Kılıç
Tüm YorumlarEy sesine kuşların tünediği
Elvedaya binecek son ürperti... Çok İyi Çok Çok İyiii