Ve dahi âlimi sapladılar bilinmez bir yolun yokuşuna
Bilmemek ne güzel duruyordu, üstelik biraz da kelebek mayını
Toprağın kaynadığı gezegen nazarında
içimdeki atın şah damarında patlamaya hazır bir koşu...
koştur beni
kavruk bir benizle suya doğru
elinden dikeni alınmış bir gül gibi savunmasız
Şemlerini yakmış morg gibi bakma gözlerime
En beter kumların yol kestiği çöl gibi
İdamesiz bir vatan bil ruhumu ve sür
intihar damlarında serili dururken şiir
Kelime büyüttüğümüz ağaçlardan
Beni cilasız latalara sür
-Hüseyin Korkmazgil’in Akarsuyuna İç Sürerek-
Git, yoksa izdiham oluyorum sonrası hiç
Kalabalıklaşıyor alnımda bir ateş sonrası hiç
Allahım
günahımdı yaramdı da
lutfet kanadığı yerde verd bitsin
uğradığı metanette yâr,
bizi ulaştır
bizi ulaştır
o doğru yoldur ki
sen âlemin rabbi
sen âlemlerin
tüm hamdlerin rabbi
‘kafamdaki kırıklara ölesiye uygunsun hadi sana merhaba ‘ (Payidar)
ey kârî
sana bu görkemli gökler altında
bu kuru, bu uzak yerden bir ılıklık yolluyorum
başımı hüzünle göğsüne koyup ağlamanın düşüyle
son şiir..
sohrab'ın yıkadıgıdır...
/
eşyanın hapsindeyim
rutubetli bir sanrı
-Bülent Parlak’ın ‘Sonra Canan Önce Canan’ına ütüsüz bir sarılma-
O benim kalbimdi, bin dokuz yüz seksen iki yerinden kırdığınız
duyulan her hissiyat bir Var'dan mütevellittir
ki yapılan her teşbih kurulan her mecaz bir Var'dan... şairin yalanı hakikattir...




-
Ubeyd Niyazi Kılıç
Tüm YorumlarEy sesine kuşların tünediği
Elvedaya binecek son ürperti... Çok İyi Çok Çok İyiii