Çiğ düşmüş duyguların üzerine
Islak
Buğulanmış gözler
Taşmak ister Fırat’ın çilesi gibi
Fırtınalara kapılıp savrulup gitmek ister
Düşlerim kadar masum
Açlığım kadar ızdıraplı
Uykum kadar derin
Can kadar vazgeçilmezimsin
Çiçeklerin içinde
Bir dünyam vardı
Ben ve benimle olanlar
Kum saati gibi akıp gidiyordu ömür
Ta ki
Çakıl taşı gibi kumun önünü kapayıncaya dek
Bir den değişti her şey
Yol yorgunu değil bu gönül
Bendini yıkan suyun durulması
Ardında kalan enkazın perişanlığı
Yok etmenin hüznü
Dilin fütursuzluğu
Ana rahmine düşmemiş ceninde
Doğduğum toprakta
Tanıdık dost sandığım yüzlerde
Huzur arıyorum
Saçlarıma düşen akları
Kapanan kapılar kar etmiyor
Açık kalan aralık var bir yerde
Kaçıp gitsem gidebildiğim yere
Yine sen varsın kapının içinde
Zifiri karanlık olsa da
Aydınlıksın olduğun yerde
İçimde bir denizim
Volkan tutmuş patlamak istercesine
Bir o kadarda mağrur
İçinde ki şefkat bir gonca gibi hala
Karşı kıyıyı dalgalarının ucuyla severcesine
Yüreğinin derinliklerine saklamış sevgiyi
İçim içime sığmıyor bu gece.
Seni düşünüyorum,özlüyorum yine.
Dokunmak değil meramım tenine,
Görmek istiyorum sadece son bir kere
Sitem ediyorum hayata ve kendime
”Neden ben,neden o”diye.
Çok dalgalıyım bu gece
Ne uyku tutunabiliyor gözlerımde
Nede huzur oturabiliyor baş köşeye
Çok dalgalıyım dedimya işte
Rüzgara kapılıyorum sessızlık ıcınde
Savruluyorum kımsesiz ve değersizce
Konuşmak insan olmanın gereği olsa da
Bazen kulaklar seslere kapatıyor kendini
Dudaklar konuşmaktan aciz
Düşünceler ezilmiş ve sabit
Durdurursun akan yaşamı beyninde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!