Engin Çakar Şiirleri - Şair Engin Çakar

Engin Çakar

Aç elini duâ olsun hayallerin, yüreğini acıtan kelimeler silinsin, aç elini korkak alıştırma, olmuyorsa da üzülme, belki Rabbin sana daha hayırlısını verecektir, umutsuz olma, umutsuzluk haramdır, aç elini korkak alıştırma, çünkü kaybedeceğin hiçbir şey yok, dök içini, seni en iyi Anlayana, seni senden iyi bilene, şah damarından da sana yakın olana, çünkü duâlar üzüntünü alır senin, çünkü sen duâlarınla ancak varsın, çünkü seni yaratan Rabbin; 'duân olmasa, sana ne diye değer vereyim' diyor (Furkan77) ..Duâlarda buluşmak dileğiyle, çünkü duâ; ibadetin özüdür, ta kendisidir..Selâm ve duâ ile..

Devamını Oku
Engin Çakar

Rahmân'ım...
Ruhumuza yüklenen rehavetten,
Gözleri kör eyleyen şu gafletten,
Görünür görünmez tüm musîbetten;
Koru bizi, merhameti ver; Allâh...

Devamını Oku
Engin Çakar

Yol kısa, emel uzun;
Nefsim akıllansana...
Yemeğe yok mu tuzun?
Gel Allâh'ı ansana...

Bir gün olur ölürsün,

Devamını Oku
Engin Çakar

Dağlar dağlar, oy dağlar, garibanı duy dağlar,
Görmez misin nicesi, gözyaşı döküp ağlar...
Yollar yollar, sus yollar, kin nefreti kus yollar;
Canevin temizlensin; aşkı bulsun tüm kollar...

Devamını Oku
Engin Çakar

Bıraktım ben zamânı huzurun sıcağına,
Sevgi demlenir kalpten; sonsuzluk ocağına...

Devamını Oku
Engin Çakar

İnanmak ya da inanmamak.. Bu herkesin kendi elinde olan bir kavramdır. Kimseyi bir şeye zorla inandıramazsınız.. İşte bu yüzdendir ki, cennet de, cehennem de, kişinin kendi özgür seçimine bırakılmıştır. Cehennemlikleri bekleyen hâlihazırda bir ateş yoktur. Her cehennemlik, dünyâdaki kötü seçimiyle, zulmetiyle kendi kıvılcımını canlandırır ve alevlerini kendisi götürür, âhiret kervanına...

Belki, insanoğlu önce şüphe eder, sonra doğruyu bulur. Belki de, dünyânın aldatıcılığıyla, düşünmeyi bile gereksiz bulur, ölümün soğukluğunu unutur... Peyami safa'nın dediği gibi, 'şüpheden doğmayan iman piçtir' teorisi de savunulabilir.. Ki, bir bakıma bu en mantıklı olandır denilebilir. Çünkü imanın tahkik mertebesine erilir; anneden, babadan ve kültürden alındığı gibi (taklîdi olarak) değil de araştırarak, Kurânı (tek gerçeği) derinlemesine anlamaya çalışarak ve zamanla hissederek, yaşayarak.... Belki bir serçenin kanat çırpışından, yuva yapışına kadar, doğanın her seyrinde, aklımıza gelebilecek tüm muazzam sanat eserlerini dahil edip, beyni yetkin kullanarak tefekkürün tadına varmaktır, imânın tahkik meselesi.. İşte bu da bazılarına göre şüphe ile başlar ve zamanla belirli düşünme eylemleri ve çalışmalarla kuvvetlendirilir.. Şüphe beraberinde merâkı getirir.. Her merak, doğruyu bulmak için atılan bir adım, bir arayıştır. Çeşitli araştırmaların yapılması, düşünmeye sevkettiği gibi, tefekkürün de tadına ulaşılmasını sağlar.. Bu itibarla imânın yapı taşları, sağlam temellere dayandığından taklîdi imânda olduğu gibi, her zelzelede sarsılmaz... Kısacası imânı tahkik yoluna gitmek için, beynin tüm şüphelerini gidermek gerekir.. Ki, imânımız gerçek ve kalıcı olsun da biiznillâh, bizi ebediyete dek korusun ve huzurun dinmeyen demlerine taşısın. Aksi takdirde taklîdi imânın (yâni dünyâya gözlerimizi açtığımız an itibariyle bize öğretilen, belki de dikte ettirilen inanmışlığın etkisi) kalıcı bir etken olmayacağı gibi, her an sönmeyi bekleyen bir mum misâli yanar ve bir zaman gelir ki, erimenin vermiş olduğu tükenmişliğin etkisiyle, korunamayacağı için, ölmeye yüz tutar.. İmânın tahkik meselesinde ise bir mumun etkisiz halinden söz etmek mümkün değildir. Evet o da yanan bir ateştir fakat sönmesi zor olan bir ateş; belki bir yanardağın kaynayan bağrını, buna örnek olarak verebiliriz...

İnanmak veya inanmamak bu kavram kişinin kendi elindedir. Lâkin inanmamanın da bir inanmak olduğunu unutmamak gerekir.. Aslında imânsızların da, vicdanlarıyla beraber kaldıklarında bir kaç saniye, dakika da olsa, belli süre zâfında, inanmaya başlıyor olması bize gösteriyor ki, tamamen inançsız bir insan düşünülemez. Çünkü, düşünme yetisi Halıg olan yüce Yaratıcı tarafından her insana kutsal nimet olarak sunulmuştur.. İnsan düşünmeden duramayacağı için, düşünmeyi yaratanı da bulması çok zor olmayacaktır.. Evet bulması hiç de zor olmaz; bir süre inanmaya başlar, fakat kafasındaki soru işaretleri barındıran nice şüpheleri cevaplayamadığı ve bunlarda sonuca varamadığı için, inançsızlık kuyusuna düşer ve böylelikle kaybolmaya yüz tutar, imânın ışığı... Bunun için, inancı tasdikleyerek, sönmeyen bir nûra gark olmanın en sağlam yolu, beyni karıncalandıran şüphe boşluğundan, tefekkür iksiri ile düze çıkmaktır... Tefekkürün kalitesi de bilimsel verilerin iyice araştırılmasından geçer. Çünkü, yaratılış sanatı ne kadar çok incelenip, bilimsel olarak tasdiki göz önünde bulundurulursa, tefekkür rengimiz de o kadar yeşilimsi ve sürükleyici olacaktır.. Belli bir vakitten sonra tefekkürsüz edemeyip, 'Samed' olan; her an kendisine muhtaç olduğumuz, bizlere hava veren, su veren, kısaca hayat veren; 'Hayy' olan Rabbimize daha da yakınlaşıp, bu dünyâ metasının sonu, âhiret gerçeğinin ise başlangıç noktası olan ve de takvâ ehli dışındakilere buz gibi soğuk gelen ölüm gerçeğini, sıcacık yaşayacak nitelikte, ölümün yeni bir başlangıç olduğunu anımsayarak, ferahlığın verdiği huzur içinde olunacaktır...

Devamını Oku
Engin Çakar

Kırılmasın dostlarım bana, ama her yazılana da verilmez sırlı mânâ. Çünkü şâir, sadece yaşadıklarını değil, hissettiklerini de yazar. Bir çoğu hayal ürünüdür belki şâirin yazdıkları. Nasıl ki okumadan yazmak bir saçmalık ise, kişinin okuduklarından etkilenmesi de çok elzemdir; bir roman, bir hikaye, bir deneme vs. O yüzden kırılmasın dostlarım bana ama öyle her yazılana da mânâlı bakmasınlar. Ki, mânâlı gözlerle bakıpta düşünce dedikodusuna dalmasınlar! Yaşarken etkilendiğin gibi okurken de etkilenebilirsin, çevrende gördüklerin ve seni etkileyen, hissiyatına yön veren her şeyin bir tümce olması kadar doğal bir şey yoktur. Öyle bir zaman olur ki, bir film izlersin de, o filmin senaryosundan öylesine etkilenirsin ki, onu hemen kağıda dökmek istersin. O yüzden yazmak, sadece yaşamak değildir. Evet, yaşamak olarak bakarsanız olaya, belki filmin karakteri siz olmasanızda, onu yaşıyor gibi hissettim diyebilirsiniz, o farklı. Ama bir şeyi hissetmek, o şeye iliklerine kadar dokunmak anlamına gelmez. Bir masal yazan kişiden, kendi hayâtını anlatmasını beklemeyin. Çünkü yazdığı olağanüstü olmak zorundadır. Bunda olduğu gibi, her yazılan eserdeki olay örgüsüne, bu; eserin sahibinin hayat kesitlerinden alınmıştır önyargısını vurup, 'geçen olaylar onun başına gelmiş bir durumdan ibârettir' tümcesiyle yorumlamak çok yanlış olacaktır. Çünkü gerçek yazar; sadece yaşadıklarını değil, içinde bulunduğu dar kalıpları aşarak, sınırların çizgisine bakmadan, etkilendiği ve hissettiği her duyguyu sanatsal ifadeyle aktarabilendir...

Devamını Oku
Engin Çakar

Her zînayı, bir alev topu gibi görseydin;
Cehennemi unutup yine de bakar mıydın?
Masivâya set çekip, zikrullâhı örseydin;
Kendini bu derece haramla yakar mıydın?


Devamını Oku
Engin Çakar

Dünyâya geldiğin gece, bir yıldız doğdu Hak'tan,
Sırtındaki nişân ile, doğdun nûr dolu paktan,
Peygaberlik alâmetin görüldü son duraktan,
İki cihan güneşisin; yâ hazreti Muhammed...

Şu iblisin torunları, sen gelince sıkıldı,

Devamını Oku
Engin Çakar

Evlerin odası, eskimiştir;
Kabir!
Ölü bedenler burda.. haydi gir;
Tekbir! ..

Lal olmanın da, zamanı değil

Devamını Oku