Ben en çok iftar vaktini sevdim,
Beynimin tertemiz olduğu,
Ruhumun kuş tüyü gibi hafiflediği,
Bütün sıkıntılarımın sona erdiği,
O vakti,iftar vaktini sevdim.
Mecnun Leyla'sının gözlerinde kayboldu
Ve aşk çekilip gitti, yeryüzünden semaya
Ruh, beden, gönül, herşey, bakışla oldu
Sonra gözlerin geldi, o tertemiz simaya
Bakışların hançer gibi sineme saplanınca
Getirin, yıldızları bana getirin,
Parmaklarımdan çağlayan gibi dökülsün,
İçimde kaynayan volkan yol bulup,
Parlayan yıldızın içinde sönsün.
Yıldız, kim verdi acep senin adını,
Eylül hazan mevsimi,
Yüzü soğuk, sesi soğuk günlerin
Yapraklar düşüyor yine ağaçlardan
Ruhlarını gök kubbeye salarak
Yapraklar posta güvercini izdüşümlerin
Yaşarım gurbetin yalnızlığını,
Ruhum bir meçhule doğru süzülür,
Gecenin en koyu karanlığını,
Hissettikçe hafızam, gevşer büzülür.
Yürürüm, duvarlar keser yolumu,
İnsan ne olduğunu bilmeli önce,
Nereden gelip, nereye gittiğini,
Gün tükenip de geceye dönünce,
Fark etmeli zamanın eriyip, bittiğini.
İnsan, kimi, nasıl seveceğini de bilmeli
Dinle oğlum, garip babanı Hasan!
Her dostunum diyene güvenme sakın,
Hesapsızsan artar kederin, tasan,
Uzak sanma istikbali, yarınlar yakın.
Daha genceciksin, küçüksün, toysun,
Öyle bir an olur ki gökyüzüne dalarım
Bazen Ay'ın içinde, üstünde bir yıldızın
Gezerim dolaşırım ve kendimi salarım
Yel eser, yaprak kıpırdar, uyanırım ansızın
Seslerin en gürü ve de en tiz olanı
Oralar bizim oyun bahçemizdi
Oniki yaşındaydık hepimiz
Oralar bizim gibi, melek gibi temizdi
Oynarken, korkmuyorduk hiç birimiz
Okula der gibi söylerdik mezara gitiğimizi
Her dostunum diyene, dönme sırtını,
Küçük bir menfaate inan ki satar.
Sadakati bilmeyene, verme sırrını,
Yük sayar taşıyamaz, yerlere atar.
Sen değilsin sevilen, makamın, şanın,
Üstad şaşırttın beni. Tebrik ederim gönlüne sağlık