İlikleri üşümüş gecenin titrek korkaklığını duyuyoruz
Yaprakları sararan kaldırımlarda gezerken
Dudakları lâl olmuş denize tereddütle bakıyoruz
Âfet âfet yağan yıldırımları yüreğimizle süzerken
Kendini kaybeden toz parçaları uçuyor gökyüzünde
Seni seviyorum sitâre
Tek başına bir anlamı yok gecenin
Yakamozlar vuruyor suya sahte kimlikleriyle
Ben senden gelecek bir ziyâ bekliyorum dört gözle
Mehtâbı da al iniver yeryüzüne
Sen
Çölde bir derinliksin Sıla
Kıymetin İbrahim’den kalma
Rûhun has damarını besler sunduğun em
Nilüferler susuz kaldı Sıla
Oysa Ebu Leheb’in ellerini kurutmalıydık
Onu besleyen tüm kaynakları kapatmalıydık
Gül yanaklı tebessümün gülistana yakışır habîbe
Benim benzimdeki hande daha kendini bile tanıyamayan
bir bebe
Ey habîbe
Ruhumda ozanın en yanık güftesi
Güle ağlayan bir bülbülün sesi
Aylardan Şubat günlerden pazartesi
Kim kaldıracak bu zalim esi (!)
Işık vurmak üzere yaldızlaştı şebnemler
Kâ’inât uyanmakta bilgi vermekte lala
Talebeler vefâlı şifâ sunuyor emler
Sitâreler içinde şâhikasın Süheyla
Beşer yaramaz nankör sen mâidesin hâlâ
Hâfızam gitti gidecek
Biraz zeytinyağı lâzım bana
Biraz da kuru üzüm
Yoksa seni bile unuturum(!) iki gözüm




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!