Gece taştı avuçlarımdan
yıldızlar birer yitiş,
her biri bir “niçin”
ruhumda durgun su.
Ne zaman ki rüzgâr sustu,
Gözlerin baktı, gönlüm yandı,
İki ayrı deniz tek dalgada buluştu.
Bu bir rastlantı değil, mukadderattı;
Sen var oldun, ben “eyvallah” dedim.
Bu demde en derin sancı şudur:
“Zaten sevgiliyiz.”
Bu söz, bakışların açlığını uyutursa,
yavaşça yüzeyselleşir nehir.
Durgun suda yansır sadece
silik bir “Nihal” hülyası.
Bir ad koyulmadığı vakit
Her bakış, kıyıya vurmuş bir hasretti Nihâl.
Gökler dökülürdü avuçlarına belirsiz,
Ve ten, bir lâl.
Ne beklesek, ne istesek, ne tutsak
Bir sis çölünde yürür gibiydik…
Her dokunuş, bir soru işareti oldu senliğimde
Nihâl, senin adın bile bir remiz şimdi.
Mesajların, uzaklığın puslu aynaları;
Her “ding”, bir kapı aralığı…
Acaba bugün gül mü, diken mi taşırsın sesinde?
Bu yol, seninle yürüdüğüm yoldur Nihal,
karşı kıyıdaki sallanan fenerle değil,
kendi içimdeki denizin derinliğiyle…
Senin kalbinden geçen nedir bilemem,
ama bu bilmezliğin ortasında
benim yanışım gerçek,
Bu yol, senden öteye değil;
kendi derinliğine inen bir olgunluk.
“Onun gönlünden geçeni bilmem…
Ama bu yürekte yanan, gerçek.
bana bakan misin?"
Sustu, sustukça bin sır açıldı bakışlarında
Dilim lâl, gözüm nemli, dizlerim titrek anında
II
Tenin bir ince perdedir Hakk'ın tecellisine
Ben ki hamalıyım bu dünya yükünün,
Sırtımda taşıdım gam çuvalını.
Bir de sen çıkageldin gönül göğünün
Yıldızı, aklımın sınır kalını.
Tel tel dökülüyor sazımın ahı,
I
Bir gülün içinde gizliydi varlığın
Nihal...
Adın düştü dilime
Zaman yarıldı ikiye
Bir bu yanım dünya




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!