Ey Nihal’im!
Senin aşkın;
Leylâ’nın Mecnun’a,
Kerem’in Aslı’ya,
Ferhat’ın Şirin’e duyduğu hasretin
Kutsal mirasıdır.
Bazı yollar iki kişilikmiş,
Nihal, anladım sonunda.
Kâinattan bir iz bulmuşuz,
Biz, iki sessiz derviş.
Senin gözlerinde bir çağlayan,
Nihal'im, bir öfke bahçesinde açar gülüm,
Kızdıkça billurlaşır sırrı, buğulu camdan düşer cümle kelam.
Ben kızdırdıkça, güzelliği çözülür kara sevdadan,
Bir nehrin yatağında kaybolmuş dua gibi, ağlar sessiz.
O ki, sükûtun sınırında gezer,
Nihal, senin kucağın
Hatırlatır ruhuma;
Ne unuttuysam alemlerden,
Bir anda can bulur.
Senin nefesin bir âyin,
Nihal'in yalnızlığı bir demir parçası değil
Bir kehribar tespih idi, taneydi.
Onu bileğinde bir ince zincir gibi taşırdı.
Ve varoşlarda yürürken parmaklarıyla
Her boncuğa bir isim takardı:
Biri ayrılık, biri hasret, biri “hû...”
Bir geçit oldu Nihal'in saçları
Zamanın tozlarını savuran
Sükûtu yırtan bir nefes gibi
Dünyanın katı sırlarını üfledi kulaklarıma
Ben ki duvar üstünde bir sarmaşık
NİHAL
Kızdı Nihal…
Kızdıkça döküldü sırrı çiçek çiçek.
Gül yağmuru oldu öfkesi,
Gönül aynasında yansıdı cemali.
Gözlerinin içinde
isimsiz bir şehir vardı.
Nihal, orada tek başına
bir âlemdi.
Sokaklarında sessizliğin
Nihal'im, ey rüzgârın sırrını bilen dil!
Seninle titrer dallar, saçlar savrulur bir il.
Bu esinti ne yeldir ki, başımda döner hâl?
Gönlümde bir hevestir, kopardığı her tel;
Sessiz çığlık, coşkun bir huzur, garip bir melal.
“Nihâl-i Bâd-ı Hürriyet”
I
Rüzgâr dediğin nedir ki, Nihâl?
Sâkin duramaz yüreğim, esiyor...
Bir uçurum sesiyle doluyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!