Nihal'in yalnızlığı bir demir parçası değil
Bir kehribar tespih idi, taneydi.
Onu bileğinde bir ince zincir gibi taşırdı.
Ve varoşlarda yürürken parmaklarıyla
Her boncuğa bir isim takardı:
Biri ayrılık, biri hasret, biri “hû...”
Bir geçit oldu Nihal'in saçları
Zamanın tozlarını savuran
Sükûtu yırtan bir nefes gibi
Dünyanın katı sırlarını üfledi kulaklarıma
Ben ki duvar üstünde bir sarmaşık
NİHAL
Kızdı Nihal…
Kızdıkça döküldü sırrı çiçek çiçek.
Gül yağmuru oldu öfkesi,
Gönül aynasında yansıdı cemali.
Gözlerinin içinde
isimsiz bir şehir vardı.
Nihal, orada tek başına
bir âlemdi.
Sokaklarında sessizliğin
Nihal'im, ey rüzgârın sırrını bilen dil!
Seninle titrer dallar, saçlar savrulur bir il.
Bu esinti ne yeldir ki, başımda döner hâl?
Gönlümde bir hevestir, kopardığı her tel;
Sessiz çığlık, coşkun bir huzur, garip bir melal.
“Nihâl-i Bâd-ı Hürriyet”
I
Rüzgâr dediğin nedir ki, Nihâl?
Sâkin duramaz yüreğim, esiyor...
Bir uçurum sesiyle doluyor
Yeniden sevmek dedikleri,
İçimdeki zindanı yıkmaktır.
Gurur denen kalenin surlarını
Bir “hoş geldin” fısıltısıyla aşmaktır.
Sen Nihal’sin, ben rüzgârın huzursuz hecesi
Saçlarında dağılan bir çağrı, esrik bir nefesi
Dalların titrerken özlemin en ince yerinden
Bir modern zaman sükûtu, tasavvuf bir derinden
Bu şehirde metafizik bir akşam vaktiyiz
Kimseyi kandırmaz ışık.
Kırılır belki billur bir avizeden,
sızarken perde aralığından,
ya da bir bakışın derin,
dibinde yanar sessiz.
Ama yalan söylemez.
Bıraktım korkuyu eşiğe
Nihâl’im açtı işte,
Dikenli topraklarda
Bir gül bahçesine döndüm.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!