Ey Nihal!
Sen ki nefeslerin sırrısın
Rüzgârın dilinden anlayan
Saçlarında geceye açılan yollar
Ve her telinde bir sır saklı
Ey Nihal,
kendi sesinin yankısında eriyen,
gölgesini ışığa çeviren sokak lambasıydın sen.
Geceyi omzunda bir kaftan gibi taşıdın,
geçerken karanlığın sularını yardın.
Bir yol biter, sonu var sanırsın
Aşkın kendisi olur hakikat
Ben sözümü toprağa verdim
Sen kıyamete kaldın, Nihal.
Ey Nihal’im!
Senin aşkın;
Leylâ’nın Mecnun’a,
Kerem’in Aslı’ya,
Ferhat’ın Şirin’e duyduğu hasretin
Kutsal mirasıdır.
Bazı yollar iki kişilikmiş,
Nihal, anladım sonunda.
Kâinattan bir iz bulmuşuz,
Biz, iki sessiz derviş.
Senin gözlerinde bir çağlayan,
Nihal'im, bir öfke bahçesinde açar gülüm,
Kızdıkça billurlaşır sırrı, buğulu camdan düşer cümle kelam.
Ben kızdırdıkça, güzelliği çözülür kara sevdadan,
Bir nehrin yatağında kaybolmuş dua gibi, ağlar sessiz.
O ki, sükûtun sınırında gezer,
Nihal, senin kucağın
Hatırlatır ruhuma;
Ne unuttuysam alemlerden,
Bir anda can bulur.
Senin nefesin bir âyin,
Nihal'in yalnızlığı bir demir parçası değil
Bir kehribar tespih idi, taneydi.
Onu bileğinde bir ince zincir gibi taşırdı.
Ve varoşlarda yürürken parmaklarıyla
Her boncuğa bir isim takardı:
Biri ayrılık, biri hasret, biri “hû...”
Bir geçit oldu Nihal'in saçları
Zamanın tozlarını savuran
Sükûtu yırtan bir nefes gibi
Dünyanın katı sırlarını üfledi kulaklarıma
Ben ki duvar üstünde bir sarmaşık
NİHAL
Kızdı Nihal…
Kızdıkça döküldü sırrı çiçek çiçek.
Gül yağmuru oldu öfkesi,
Gönül aynasında yansıdı cemali.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!