Bu gece yine ay, Nihal’in adını yazdı göğe gümüş mıhlarla.
Bedeni bir sûret ki, rüzgâr dokunsa eriyecek pamuk ipliğinden;
İçimde yangın var, ama sessiz, ama derin, bir nehrin altındaki kor gibi.
Sen, sadece adını fısıldasan, tenimde bin çiçek açan bahar olursun.
Nihal, kalabalığın içinden bir işaret gibi geçti,
gürültü sustu, zaman kenara çekildi.
Sesin değdi kulağıma, bir sır gibi,
henüz adı yoktu bunun, ama kalp anladı.
Yürüyüşün bir ayetin tefsiri gibiydi,
Nihal’in teninde bir akşam duası okudum,
Güneş, çekilirken, boynumda bir ince zincir bıraktı.
Yıldızlar susuzdu, avuçlarıma eğildi her biri,
Senin adın, içimdeki kırık mühürdü, Nihal.
Gecenin koynunda bir nehir saklıydı serin,
Nihal’imle Seyri Sülük
Nihal’im,
Seyretmek gözün kalple konuşmasıdır;
Senin bakışın, ruhumun en derin köşelerine dokunan bir ilhamdır.
Sen bir yüzü, bir doğayı, hatta zamanı seyrettikçe,
GERÇEK Mİ, HAYAL Mİ?
(Nihal’in Aynasında Hakikat Arayışı)
Nihal Hanefendiciğime,
İçimde bin öyküyle, size dair bir satırla başlıyorum…
Siz, kadim bir masalın başkahramanı gibisiniz;
zamanın ve toplumun hükmünü yırtıp geçen,
Nihal’im…
Seninle güne merhaba dediğimde
İçimde bir çocuk uyanıyor, Freud’un dediği gibi…
O çocuk, güven arıyor, şefkate hasret
Ve sen, bir anda hem güvenin hem şefkatin canlı sureti olarak çıkıyorsun karşıma.
Her kelimen, her mesajın, ruhumun en hassas tellerini titretirken
NİHAL'İN Mİ'RÂCI
(Bir Dervişin Sessiz Yolculuğu)
NİHAL'İN KOKUSUNDA İÇE YOLCULUK
(Çağdaş Bir Seyri Sülük Denemesi)
PERDE: TENİNDEKİ SIRLAR
“Risale-i Hasret: Sessizliğin Yankısı”
Beşer suretinde bir hicran taşıyorum, Aşkın gölgesinde yanmış bir harf gibi.
1. Nefes: Sessizliğin Çığlığı Duyamıyorum seni. Sesin, varlığın, yokluğun… Hepsi birden kulaklarımı sağır etti. Çünkü aşk bazen sessizlikte bağırır, Ve o bağırış, kalbin en derin mağarasına yankı olur. Her yankı bir “sen”dir, Her “sen” bir yokluk.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!