Sarımsı bir lambanın altında ikiye bölünmüş dar bir salon:
Bir köşede Daimi Korkan;
çifte kilitli pencereler, masasında yarım kalmış sakinleştirici çaylar,
kenarları aşınmış minderler ve gölgelerin uzamadığı loş bir çekyat...
Diğer yanda Yılmaz Cesur;
ardına kadar açık kalmış bir çalışma masası,
rüzgâra göğüs geren perdesiz pencere,
derli toplu kitaplar ve kılıfından çıkarılmış pirinç bir anahtar...
Aynı çatının altında, tezatla örülü iki ayrı ev arkadaşı.
Derken ağır bir yumruk indi ahşabın göğsüne:
Korku çaldı kapıyı.
Pasa batmış bir sürgü gıcırtısıyla aralandı tahta;
eğildi eşikte Daimi Korkan,
kendi nefesinden ürküp titredi.
Arka odanın gölgesinden yırtıldı bir ses;
Yılmaz, oturduğu köşeden bağırdı:
— "Kim geldi?"
Daimi yanıt veremedi;
geceye çakılmış bir heykel gibi kilitlendi çenesi,
dizlerinin bağı çözüldü, titredi yine.
Yılmaz Cesur bastı topuklarını yere, tok ve tereddütsüz.
Ayağa kalktı,
gecenin karanlığını yara yara kapıya yöneldi.
Sokak: Kendi ıssızlığında kuruyan bir hiçlik.
Ne basılmış bir çamur,
ne havayı yaran bir gölge...
Kimse yoktu.
Daimi Korkan, titrek bir parmakla
gösterip kapının eşiğindeki o doymak bilmeyen boşluğu,
kekeleyerek sığındı kendi gölgesine:
— "Demin..." dedi,
— "Tam buradaydı..."
Kayıt Tarihi : 26.07.2026 20:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!